20 Ekim 2013 Pazar

Kapitalizm ve Komünizm Paradoksu, Seçeneksizlik

BİR BAŞBAKAN;İKİ ERDOĞAN...

Recep Tayyip Erdoğan “Şu anda benim ülkemde 40 bin kaçak Ermeni var. Niye bunlar bizim ülkemize gelip girdiler. Çünkü Ermenistan'da sıkıntı büyük, sefalet var. Şu anda bizim ülkemizde barınma mücadelesi veriyorlar. Gerekirse geri de göndeririz” şeklindeki konuşmasından daha 1 hafta geçmeden, Düzce İl kongresinde “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Ama aklıselim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman içerisinde zaman zaman biz de düştük ama aklıselim ile düşününce şuralarda ne gibi yanlışlar yaptık ki şöyle bir başımızı iki elimizin arasına aldığımızda hakikaten ne yanlışlar yapmışsınız, diyorsunuz." sözlerini kullanarak kendisi ile nasıl bir tezatta olduğunu göstermiştir.

Başbakan kaş yapma derdinde değil, sürekli göz çıkarma peşindedir.

“Kovarız” diyen de kendisi,”geçmişte kovduk” diyerek Türkiye düşmanlarını harekete geçiren de kendisi…

Her iki konuşmasında da gerek Türkiye’de, gerek dünya kamuoyunda ülkeyi zor duruma düşürmektedir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her konuşması birbirini yalanlamakta, birbirine tezat oluşturmakta, söylediğini ‘söylemedim’, söylemediğini ‘söyledim’ diye geçen bir profille bugüne kadar gelmiştir ve hepsinde de ülkenin temel değerleri yıpratılmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan bir devlet adamı özelliği taşımadığı ve o donanımla şekillenmediği için bu tür davranışlarını sık sık görmemiz gayet doğal olmaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu.” sözü de ülkenin içinde bulunduğu ihanet süreci göz önüne alınırsa en büyük darbe olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek isteyenler, üniter yapımızı bozmak isteyenler atağa geçmişken, bu söz onlar için adeta referans olmuştur.

Türk milletinin tarihi gerçekleri ortada iken ve değişik etnik kökenleri bünyesinde büyük hoşgörü ile barındırırken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bilinçaltına gizlenen hangi düşünceyi dışa vurmaktadır?



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk siyasetinde var olduğu günden bu yana, Türk milletinin milli kimliği, tarihi ve sembolleri ile sürekli kavga halindedir.

Bu artık saklanamaz bir gerçek halindedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da mevcut olan bu ruh hali, AKP iktidarının tüm kadrolarını da sarmış vaziyettedir.

Türk milleti kendi milli reflekslerini kuşanmazsa, bu iktidar ve bu başbakan yüzünden Türkiye’nin başı dertten ve beladan asla kurtulmayacaktır.

Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesinin tartışıldığı şu günlerde, asıl siyasi mayının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin olduğu anlaşılmalıdır.

Kısa zamanda anlaşılmazsa, bu mayın Türkiye’yi havaya uçuracaktır…
 
_________________
sıkmabaşlara inat, buluttan tesettürümdeyim..
önce ve cebren, çarenin zehrine susamış bilge fısıltısı gelir ışıklarla. işte evrensel aklın üzerinde taşıdığı keskin merak lambası yanmıştır..
lamba yanmışsa aydınlıktasındır.
ampul yanmışsa karanlıkta. ;)


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son konuşmalarından bir kez daha anladım ki, o resmen Türk milletinin hafızası ile dalga geçiyor. Her konuşmasında bunu gördüğümüz gibi, sırf AKP'nin Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmalarda da bu tespitimizi fazlası ile bir kez daha ispatlamıştır.
Kızılcahamam kampının kapanış konuşmasını bu manada siyasi bir Stand-up gösterisi olarak değerlendirebiliriz.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi siyasi adımlarından haberi yok gibi, muhalefete yönelik salvolar yapması, bizleri hem eğlendirdi, hem de bu kadar tutarsız bir siyasi anlayışın Türkiye'yi nasıl yönettiğine dair sorgulattı.
Her konuşması tutarsız, çelişkili olan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın geçmişte kullandığı "AB yolu Diyarkabır'dan geçer" sözünü eleştirmesi ve devamında "Bu ülkeye öyle başbakanlar geldi ki 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' dedi. Niye Diyarbakır'dan geçer diyorsun? 'Türkiye'den geçer' de ya. Ayrım ifadesi taşımasın. Sen öyle deyince Hans, Corç doğru Diyarbakır'a gidiyor." demesi karşısında Recep Tayyip Erdoğan'ın kaç tane siyasi kişiliği var diye düşündüm.
Bu sözleri kendi halinde düşündüğümüzde oldukça doğru ve Mesut Yılmaz'ın büyük bir gafleti olarak değerlendirilebilirsiniz.
Ama bu sözlerle Mesut Yılmaz'ı eleştiren Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'nin BOP Projesinde 'Eşbaşkanlık' görevini yapması ve "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır'ı bir merkez yapacağız" (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek) sözünü kullanan biri olması bu eleştirisinin ne kadar yapmacık olduğunu ve adeta suç bastırmak için yaptığını göstermektedir.
Recep Tayyip Erdoğan'ın her işi, her konuşması, her siyasi adımı bu şekildedir. Kendisi en alasını yapar ama siyasi menfaatlerini korumak için bir başkasını eleştirerek kamuoyunda aldattığı insanların desteği ile ayakta kalmaya çalışır.
Mesut Yılmaz'ı AB konusunda söylediği 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' sözlerinden dolayı eleştiren ve ayrımcı olmakla suçlayan Recep Tayyip Erdoğan kendisinin ABD projelerine hizmetkârlığı için acaba ne düşünmektedir?
Düşünmeden inkâr yolunu seçtiği için kendi çelişkisi hakkında tam ne düşündüğünü bilemiyoruz.
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde yayınlanan haritalarda Diyarbakır sözde Kürdistan'ın başkenti olarak görülüyor ve Eşbaşkanımız Tayyip Bey de bu projede 'Diyarbakır'ı merkez yapacağız' diyor. Bu ayrımcılık, bölücülük değil de nedir?
Kaldı ki, ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında "Fas'tan Basra körfezine kadar Ortadoğu'da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde olduğunu vurguladığı" Büyük Ortadoğu Projesi'nin gerçek niyetini resmen açıklanmıştı.
Şimdi Rizeli Mesut Yılmaz mı daha masum, Rizeli Recep Tayyip Erdoğan mı? Bunun kararını yüce Türk milleti versin.
Mesut Yılmaz'ı eleştirerek kendi siyasi günahlarını kapatmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011 yılını beklemeden siyasi hayatını aslında şimdi sonlandırması, Türkiye'deki siyasi kalite ve ülkenin geleceği açısından gerçekten önemli bir adım olacaktır.
Türkiye'nin geleceğini düşünmek adına belki de yapabileceği tek doğru hamle bu olacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın bu zihniyeti devam ettiği sürece, gerek ülke, gerekse kendi karakteri çok büyük zararlara uğrayacaktır.
İslamcı sıfatı ile iktidara gelen, en iyi Müslüman pozlarında gezen Recep Tayyip Erdoğan'ın yüce İslam dininin ölçülerine uyan bir tane davranışının olmadığını her geçen gün daha çok anlıyor ve görüyoruz. Her geçen gün maske düştükçe düşüyor ve Recep Tayyip Erdoğan konuştukça bu süreç hızlanıyor.
Muhalefet partileri, Recep Tayyip Erdoğan'ın sırf konuşmalarındaki çelişki ve tutarsızlıkları Türk milletine doğru düzgün aktarırlarsa onun nasıl zararlı bir siyasetçi ve güven duyulmayacak politikacı olduğunu Türk milleti görecektir.

TÜRKÇE SEPTEMBER CLUES....


nasıl yaparsınız,facebook oyunlarından feragat mı edersiniz,vakit ayırıp mutlaka izlemenizi istiyorum...dünyanın nasıl hasta ruhlu bir zümre tarafından kurgulandığını anlamanıza bir nebze başlangıç olabilir....sikko'dan,makyavelden alıntılar olacaktır bu blogda...baştan söyleyeyim..önyargı oluşmasın...ne kadar kişiye ulaşabilirsek o kadar iyi diye düşünüyorum...