Popüler tarih okumalarında karşılaştığımız tezviratlardan bir tanesi
Osmanoğlu ailesinin adeta birer IŞİD militanı gibi yaşadığı varsayımı.
Gerçeklikten tamamen kopmuş bu mitolojik anlatıya göre Osmanlı
Padişahları ve aileleri her türlü dünya nimetinden uzak bir şekilde
yaşıyor, cinselliğe kata bulaşmıyor, içki içmiyor, seküler yaşam
biçimlerinin tümünden alabildiğine kaçıyor. Öyle bir portre çıkıyor ki
Osmanlı sülalesi İbn-i Teymiyye'nin itikadına göre selefi gibi yaşarken,
birden "Cumhuriyet" diye bir bela geliyor, bütün itikadı yok ediyor,
Halife Sultan ve ailesini memleketten kovuyor, başımıza türlü belalar
getiriyor. Elbette hiçbir veri ile desteklenmesi mümkün olmayan bu
mitolojik tarih okumasının tarihsel bir tarafı yok. İdeolojik bir bakış
açısıyla kurgulanmış bu tarih anlatısı "İslam diniyle yönetilen bir
Türkiye" talebini Osmanoğlu ailesi örneği üzerinden vererek, kurduğu
karşıtlıkla mevcuda karşı bir tutum almaya çalışıyor. Gerçek nedir? Bazı
fotoğraflarla göstermeye çalıştık.
1. Sultan Vahdettin'in El Yazısı Notaları
Sultan Vahdettin de büsbütün dünyadan kopuk, sanattan uzak, kuru bir
insan değildi. Bir çok Osmanlı şehzadesi ve padişahı gibi sanatla
ilgilendi. Yukarıdaki notalar 1914 tarihli "Vahdedine effendi" olarak
imzalı. Merak edenler için, kapak sayfasındaki harflerde "latin
alfabesi" kullanılmış ve Fransız dilinde yazılar yazılmış.
2. Sultan Vahdettin'in 3. eşi Müveddet Kadınefendi
Babası Kato Davut bey, Annesi Ayşe Hanım'dır. 24 Nisan 1911 tarihinde
Sultan Vahdettin ile evlendi. 1912 yılında Şehzade Mehmed Ertuğrul
Efendi'yi doğurmuştur. San Remo'da Vahdettin'e eşlik etti. 1929 yılında
Vahdettin'in vefatından sonra İskenderiye'ye yerleşerek burada bir evlilik
daha yaptı. 1948 yılında Türkiye'ye döndü. 1950 yılında Çengelköy'de
vefat etti. Zarif ve şık bir hanımefendi olarak biliniyordu.
3. Halife Abdülmecid'in "Haremde Goethe" Çalışması
Halife Abdülmecid, Sultan Abdülaziz'in oğludur. Resimle ilgilendi,
yabancı dil öğrendi. 1929 yılında "veliaht" olan Abdülmecid, 1910
yılında şehzadeliği sırasında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin
fahri başkanlığı görevini de üstlenmiştir. Abdülmecid'in eserleri
"duygulu" ve "gerçekçi" olarak tanımlanır. "Haremde Goethe" isimli
tablosu 1918 yılında Viyana'da sergilendi.
4. Halife Abdülmecid Kızı Prenses Dürrüşehvar Sultan ve Damadı Prens Nawab Azam Şah İle Birlikte
Fotoğraf 1931 yılında Fransa'da
çekildi. Son Halife'nin kızının elbisesini din-i İslam'a aykırı
bulmadığı gözüküyor. Ayrıca kendisinin şıklığı da çağdaş daireye
gösterdiği adaptasyonun ipuçlarını veriyor. Yazdığı 35 sayfalık bir
makalede Osmanlı Padişahlarını tahlil etmiş, İkinci Bayezid'in içkiye
düşkünlüğü yüzünden sefil, İkinci Selim'in "sefih bir sarhoş" olduğunu
ifade etmiştir. Abdülmecid Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed'den "Osmanlı
Devleti'nin amansız cellâdı" olarak bahsederken, Dördüncü Murad için
ise "geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzet iken içtiği rakının
kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl noksanı
ve anlayıştan mahrum bir şahsa terkederek dünyadan çekilmişti"
demektedir. Üçüncü Ahmed'in sefahat tarafından ele geçirildiğini
söyleyen Halife, Sultan Abdülmecid'in "içki müptelalığı yüzünden
hayatını kaybettiğini" belirtecektir.
5. Ulviye Sultan ve Kocası İsmail Hakkı bey Göksu Kasrının Bahçesinde Eğleniyorlar
Ulviye Sultan, son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in büyük kızıdır. Fotoğraf
1920 yılında çekildi. Sayın Cumhur reisimiz duymasın, kızlı- erkekli
bir eğlence ortamı olduğu gözüküyor.
6. Ömer Faruk Efendi ile Sabiha Sultan İlk Evlatları Neslişah Sultan İle Birlikte
Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid'in oğlu ve Son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in damadıdır. 1919 - 1924 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığını da yapmıştır. Mekteb-i Sultani'de okudu. Almanya'da
Potsdam Askeri Akademisi'ni bitirdi. I. Dünya Savaşı'nda Verdun
Cephesi'nde bulundu. 1969 yılında Kahire'de vefat etti. Neslişah Sultan,
Hanzade Sultan ve Necla Sultan'ın babasıdır.
7. Sultan Vahdettin'in Kızı Sabiha Sultan
Rukiye Sabiha Sultan son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in kızı, son Osmanlı
Halifesi Abdülmecid Efendi'nin gelinidir. 1894 yılında dünyaya
geldi. Genç kızlığı sırasında İran
Şahı Ahmet Şah Kaçar ve Çanakkale Savaşı kahramanı Mustafa Kemal Paşa
kendisiyle evlenmek için talip oldular. Sabiha Sultan, son halife Halife
Abdülmecit Efendi’nin oğlu olan kuzeni Ömer Faruk Efendi ile evlendi ve
Neslişah, Hanzade, Necla adında 3 kızları oldu. 1949 yılında Ömer Faruk
Efendi'den boşanan Sabiha Sultan, 1971 yılında hayatını kaybetmiştir.
8. Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan
Sürgün yıllarında çekilen bu fotoğrafta Ömer Faruk Efendi, Sabiha Sultan ile birlikte görülüyor.
9. Neslişah Sultan
1921 doğumlu Neslişah Sultan son Osmanlı Padişahı Vahdettin ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid'in torunudur. Mısır Kral naipliği yapmış Prens Muhammed Abdülmunim ile evlenmiştir. Sürgüne gittiğinde 3 yaşındaydı. Fransa'da
eğitim gördü. Fransızca, İngilizce ve Arapça bilmektedir. 1963 yılında
Türkiye'ye dönen Neslişah Sultan, 2012 yılında hayatını kaybetti. Kayak,
yüzme ve bilhassa binicilikteki mahareti uzun yıllar konuşulmuştur.
10. Hanzade Sultan ve Kızı Prenses Fazile
1923 yılında doğan Hanzade Sultan, son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin ve son halife Abdülmecit Efendi’nin torunudur. Mısır
Hanedanı mensuplarından Mehmet Ali İbrahim ile evlenen Sultan, dünya
sosyetesinin en güzel kadınlarından birisi olarak ün yapmıştır.
Fotoğrafta kızı Prenses Fazile ile birlikte.
11. Hanedan Üyeleri Fransa'da
Fotoğraf Nice'in Promenade Anglais kıyı boyunda çekildi. Hanedan üyeleri birlikte olmanın keyfini çıkartıyor.
12. Ali Vasıb Efendi eşleri Mukbile Sultan'la
Ali Vâsıb Osmanoğlu, Osmanlı şehzadesi ve hanedan reisidir. Padişah V.
Murad'ın torunu Şehzade Ahmed Nihad Osmanoğlu Efendi'nin oğludur. Annesi
Safiru Hanımefendi'dir. Galatasaray
Lisesi’nde (Mekteb-i Sultani) ve Harp Okulu’nda (Mekteb-i Askeri)
okudu. Saltanatın lağvı ve hanedan üyelerinin 1924’te sürgüne
gönderilmesi üzerine ailesiyle birlikte yurtdışına çıktı. 10 yıl kadar Fransa’da yaşadı. 1983 yılında İskenderiye'de vefat etmiştir.
13. Sultan V. Murad ve Sultan II. Abdülhamid'in Torunları Bir Arada
Fotoğrafta ortada bulunan Ali Vasıb Efendi. Hanedan üyeleri birlikte fotoğraf çektiriyorlar.
14. Sultan Reşad'ın torunlarından Lütfiye Sultan ve Nazım efendi
Osmanlı torunlarının şıklığı ve yakışıklılıkları hakkında uzun uzadıya
konuşmaya gerek yok. Çok zor şartlar altında bile tarzları ile köklü bir
hanedanın üyesi olduklarını gösteriyorlar.
15. Mihrimah Sultan
Osmanlı padişahı Sultan Reşad'ın torunu olan Mihrimah Sultan, hanedanın
‘yeşil gözlü prensesi’ olarak tanınırdı. 1923'te babası Şehzade
Ziyaeddin Efendi'nin Çamlıca'daki köşkünde doğmuş, bir yaşındayken,
hanedanın bütün mensuplarıyla beraber, Türkiye'den sürgüne
gönderilmişti. Ailesiyle beraber Lübnan'a, oradan da Mısır'a
giden genç prensese, 1940'lı yıllarda soylu bir talip çıktı: O devir
Ürdün'ün kralı Abdullah'ın oğlu Prens Naif. Nikáhları Amman'da kıyılan
çift, orada yaşamaya devam etti. Kral Abdullah'ın Kudüs'te bir suikastta
can vermesinden sonra, Ürdün tahtına büyük oğlu Tallal geçti ve
Mihrimah Sultan'ın eşi Prens Naif, kısa bir süre için Ürdün veliahtı
oldu, Sultan da Ürdün'ün ‘iki numaralı hanımefendisi’ konumuna
geldi. Ancak Kral Tallal'ın ‘akli dengesini kaybettiği’ gerekçesiyle
tahttan indirilip, İstanbul'a
getirilerek Ortaköy'deki Şifa Yurdu'na kapatılması üzerine Ürdün'de
bütün taht dengeleri değişti. Mihrimah Sultan'ın tahta davet edilen eşi
Prens Naif, ‘Siyaseti sevmiyorum’ diyerek krallığı reddedince, Tallal'ın
küçük oğlu Hüseyin, Ürdün tahtına geçti. Prens Naif ve eşi Mihrimah
Sultan ise Amman'da ‘kraliyet ailesinin en kıdemli mensupları’ olarak
yaşamaya devam ettiler.
16. Osman Osmanoğlu ve Ailesi
Osman Selahaddin Osmanoğlu, Osmanlı şehzadesidir. Ali Vâsıb Osmanoğlu'nun oğludur. İngiltere’de yaşayan Osmanoğlu, İstanbul’da bir ev aldı. TRT için hazırlanan ’Osmanlı Hanedan Ailesi’ belgeseline danışmanlık yaptılar.
17. Osman Osmanoğlu Kızı Ayşe ve Torunlarıyla
Arkada yer alan portredeki Padişah, "Tanzimatçi" ve "Gazi" olarak
bilinen Abdülmecid'dir. 1839'dan 1861'e kadar hükmetti. 3 Kasım 1839'da
Osmanlı demokratikleşmesinin ilk adımı olan (Gülhane Hatt-ı Şerif-î)
Tanzimât Fermânı’nı yayımladı, 18 Şubat 1856'da (Islâhat Hatt-ı
Hümâyûn-u) Islâhat Fermânı’nı ilân etti.
18. Osmanlı Torunları Bodrumda
Yaz aylarını Bodrum
Yalıkavak'taki villasında geçiren 3 çocuk 7 torun sahibi Osman
Selaheddin Osmanoğlu için kızı Ayşe Gülnev Sutton 2003 yılında bir parti
düzenledi. Partiye ailenin Suriye, İngiltere, Mısır ve Ürdün'de yaşayan 19 üyesi katıldı. Kutlama sırasında jandarma, villanın çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı.
19. Son Jenerasyon Osmanlılar
Fotoğrafta yer alanlar, Osman Selahattin Osmanoğlu'nun kızı Ayşe Gülnev
Osmanoğlu'nın çocukları, son jenerasyon Osmanlılar. Soldan sağa, Prens
Lysander Cengiz, Prenses Tatyana Aliye, Prens Maximillian Ali, Prens
Ferdinand Ziya ve Prens Cosmo Tarık. Hepsini sevgiyle selamlıyoruz.
Son Söz
20. yüzyılın başında da, daha öncesinde de Osmanlı Hanedanı
anlatıldığı gibi adeta Selefi bir İslam inancıyla yaşayan bir aile hiç
olmadı. Son Halife Abdülmecid'in dediği gibi içki içenler olduğu gibi,
Osmanlı ailesi içinde sanatın her dalıyla ilgili, tarih ve kültürel
zevkleri gelişkin bir çok kişi bulunmaktaydı. Fatih Sultan Mehmet 19
yaşında 4 dil biliyordu. Yunanca, Arapça, Farsça ve Sırpçayı kusursuz
şekilde konuşuyordu. "Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana /
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana" (Sevgili!) İçimdeki dertler
ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli
sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu) dizelerinde ifade ettiği gibi romantik bir gönlü de vardı. Avni mahlasıyla bir çok şiir yazdı. Kanuni "Muhibbi" lakabı ile aşk
şiirleri kaleme alırken, Dördüncü Murad'ın lakabı "Muradi" idi. Şah
Murad mahlasıyla 15'e yakın saz ve söz bestesi bulunmaktadır. Üçüncü
Selim Türk musikisinin en büyük bestekârlarından birisiydi. Ney üfleyip,
tambur çalan bir padişahtı. Sultan Abdülaziz ney ve lavta çalardı, son
Osmanlı Padişahı Vahdettin piyanistti, Sultan 3. Mehmet kaşık ustasıydı,
2. Abdülhamid kakma ve süsleme sanatıyla ilgiliydi.
Bugün bu
niteliklere sahip olmak "monşerlik" diye aşağılanırken, bir çoğu hiçbir
komplekse kapılmadan batı dillerini öğrendiler, sanatla ve zanaatin
değişik kollarıyla haşır neşir oldular. Sherlock Holmes çevirileri
yaptıran 2. Abdülhamid, Fatih Sultan Mehmet'in bir rönesans aydını gibi
bir çok eseri bir çok farklı dilde okumasından çok uzak değildir.
Hanedanın sürgündeki üyeleri de bu gelenekleri devam ettirmeye
çalıştılar. Çelebiliği bırakıp kabadayı, nezaketi bırakıp küfürbaz,
zerafeti bırakıp hodbin olmadılar. Basbayağı değersizleşmeye karşı
çıkmak için çok sebebimiz var.
Bonus // Vahdettin: Mustafa Kemal Paşa büyük bir Türk askeridir.
Yılmaz Çetiner'in "Son Padişah Vahdettin"
kitabında Sultan Vahdettin'in torunu Hümeyra Özbaş'tan nakille ilginç
bir hikaye anlatır. Saltanat kaldırılmış, Vahdettin ülkeden sürülmüştür.
San Remo'da bir gün, köşkün bahçesinde dayısı Ertuğrul ile beraber oyun
oynayan Hümeyra İstanbul'dan
hatırladığı bir şarkıyı söylemeye başlar. "Yaşa Mustafa Kemal Paşa
Yaşa, adın yazılacak mücevher taşa.." Şarkıyı duyan kalfası hemen
müdahale eder. Gerisini Çetiner şöyle anlatıyor:
"-Hanım Sultanım, dedi, çok yaşa, çok yaşa değil! Kahrolsun Mustafa Kemal Paşa diyeceksin. Yoksa Şah dedeniz kızar!
Hümeyra
da aynı şarkıyı bu sefer "Kahrolsun Mustafa Kemal Paşa" diye söylemeye
başlayınca... Köşkün içinde telaşla, ağalar çocukların yanına koşuştu ve
korkuyla,
- Efendimiz, söyledğiniz bu şarkıya, bu sözlere çok kızdı! Hemen sizi görmek istiyor!..
Hümeyra ile Ertuğrul titrediler.. Ne olmuş ki? Kalfa kadın öğretmiş, o da şarkıyı Şah babasının istediği şekilde söylemişti!
Sultan Vahdettin hiddet içindeydi.
- Kim öğretti sana bu şarkıyı! dedi.
Hümeyra omuzlarını kaldırdı:
- Bilmem İstanbul'da öğrenmiştim...
Vahdettin sesini alçalttı, bu kez,
- Peki başında "Çok yaşa çok yaşa Mustafa Kemal Paşa" derken niçin "Kahrolsun" diye değiştirdin?
- Kalfa kadın böyle söyledi! Yaşa dersen şah deden kızar, kahrolsun dersen memnun olur dedi..
Vahdettin torunu ve oğluna şunları söyledi:
- Mustafa
Kemal Paşa büyük bir Türk askeridir.. Ülkemizden düşmanları kovmuştur..
Böyle bir paşaya kahrolsun diyemezsiniz! Bunu size öğreten aptal ve
cahil kadınlar.. Bir daha ağzınızdan böyle bir söz duymayayım!"
Recep Tayyip Erdoğan “Şu anda benim ülkemde 40 bin
kaçak Ermeni var. Niye bunlar bizim ülkemize gelip girdiler. Çünkü
Ermenistan'da sıkıntı büyük, sefalet var. Şu anda bizim ülkemizde
barınma mücadelesi veriyorlar. Gerekirse geri de göndeririz” şeklindeki
konuşmasından daha 1 hafta geçmeden, Düzce İl kongresinde “Farklı etnik
kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların
üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Ama aklıselim ile bunların üzerinde
düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara
zaman içerisinde zaman zaman biz de düştük ama aklıselim ile düşününce
şuralarda ne gibi yanlışlar yaptık ki şöyle bir başımızı iki elimizin
arasına aldığımızda hakikaten ne yanlışlar yapmışsınız, diyorsunuz."
sözlerini kullanarak kendisi ile nasıl bir tezatta olduğunu
göstermiştir.
Başbakan kaş yapma derdinde değil, sürekli göz çıkarma peşindedir.
“Kovarız” diyen de kendisi,”geçmişte kovduk” diyerek Türkiye düşmanlarını harekete geçiren de kendisi…
Her iki konuşmasında da gerek Türkiye’de, gerek dünya kamuoyunda ülkeyi zor duruma düşürmektedir.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın her konuşması birbirini yalanlamakta, birbirine
tezat oluşturmakta, söylediğini ‘söylemedim’, söylemediğini ‘söyledim’
diye geçen bir profille bugüne kadar gelmiştir ve hepsinde de ülkenin
temel değerleri yıpratılmıştır.
Recep Tayyip Erdoğan bir devlet
adamı özelliği taşımadığı ve o donanımla şekillenmediği için bu tür
davranışlarını sık sık görmemiz gayet doğal olmaktadır.
Başbakan
Erdoğan’ın “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu.” sözü de
ülkenin içinde bulunduğu ihanet süreci göz önüne alınırsa en büyük darbe
olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek isteyenler, üniter
yapımızı bozmak isteyenler atağa geçmişken, bu söz onlar için adeta
referans olmuştur.
Türk milletinin tarihi gerçekleri ortada iken
ve değişik etnik kökenleri bünyesinde büyük hoşgörü ile barındırırken
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bilinçaltına gizlenen hangi düşünceyi
dışa vurmaktadır?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk
siyasetinde var olduğu günden bu yana, Türk milletinin milli kimliği,
tarihi ve sembolleri ile sürekli kavga halindedir.
Bu artık
saklanamaz bir gerçek halindedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da
mevcut olan bu ruh hali, AKP iktidarının tüm kadrolarını da sarmış
vaziyettedir.
Türk milleti kendi milli reflekslerini kuşanmazsa,
bu iktidar ve bu başbakan yüzünden Türkiye’nin başı dertten ve beladan
asla kurtulmayacaktır.
Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların
temizlenmesinin tartışıldığı şu günlerde, asıl siyasi mayının Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin olduğu anlaşılmalıdır.
Kısa zamanda anlaşılmazsa, bu mayın Türkiye’yi havaya uçuracaktır… _________________ sıkmabaşlara inat, buluttan tesettürümdeyim.. önce
ve cebren, çarenin zehrine susamış bilge fısıltısı gelir ışıklarla.
işte evrensel aklın üzerinde taşıdığı keskin merak lambası yanmıştır.. lamba yanmışsa aydınlıktasındır. ampul yanmışsa karanlıkta. ;)
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın son konuşmalarından bir kez daha anladım ki, o resmen Türk
milletinin hafızası ile dalga geçiyor. Her konuşmasında bunu gördüğümüz
gibi, sırf AKP'nin Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmalarda da bu
tespitimizi fazlası ile bir kez daha ispatlamıştır.
Kızılcahamam kampının kapanış konuşmasını bu manada siyasi bir Stand-up gösterisi olarak değerlendirebiliriz.
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın kendi siyasi adımlarından haberi yok gibi, muhalefete yönelik
salvolar yapması, bizleri hem eğlendirdi, hem de bu kadar tutarsız bir
siyasi anlayışın Türkiye'yi nasıl yönettiğine dair sorgulattı.
Her konuşması tutarsız, çelişkili olan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın geçmişte kullandığı "AB yolu Diyarkabır'dan geçer" sözünü eleştirmesi ve devamında "Bu ülkeye öyle başbakanlar geldi ki 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' dedi. Niye Diyarbakır'dan geçer diyorsun? 'Türkiye'den geçer' de ya. Ayrım ifadesi taşımasın. Sen öyle deyince Hans, Corç doğru Diyarbakır'a gidiyor." demesi karşısında Recep Tayyip Erdoğan'ın kaç tane siyasi kişiliği var diye düşündüm.
Bu sözleri kendi halinde düşündüğümüzde oldukça doğru ve Mesut Yılmaz'ın büyük bir gafleti olarak değerlendirilebilirsiniz.
Ama bu sözlerle Mesut Yılmaz'ı eleştiren Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'nin BOP Projesinde 'Eşbaşkanlık' görevini yapması ve "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır'ı bir merkez yapacağız" (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek) sözünü kullanan biri olması bu eleştirisinin ne kadar yapmacık olduğunu ve adeta suç bastırmak için yaptığını göstermektedir.
Recep Tayyip Erdoğan'ın
her işi, her konuşması, her siyasi adımı bu şekildedir. Kendisi en
alasını yapar ama siyasi menfaatlerini korumak için bir başkasını
eleştirerek kamuoyunda aldattığı insanların desteği ile ayakta kalmaya
çalışır.
Mesut Yılmaz'ı AB konusunda söylediği 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer'
sözlerinden dolayı eleştiren ve ayrımcı olmakla suçlayan Recep Tayyip
Erdoğan kendisinin ABD projelerine hizmetkârlığı için acaba ne
düşünmektedir?
Düşünmeden inkâr yolunu seçtiği için kendi çelişkisi hakkında tam ne düşündüğünü bilemiyoruz.
ABD'nin Büyük Ortadoğu
Projesi çerçevesinde yayınlanan haritalarda Diyarbakır sözde
Kürdistan'ın başkenti olarak görülüyor ve Eşbaşkanımız Tayyip Bey de bu
projede 'Diyarbakır'ı merkez yapacağız' diyor. Bu ayrımcılık, bölücülük değil de nedir?
Kaldı ki, ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında "Fas'tan
Basra körfezine kadar Ortadoğu'da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır
ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde
olduğunu vurguladığı" Büyük Ortadoğu Projesi'nin gerçek niyetini resmen açıklanmıştı.
Şimdi Rizeli Mesut Yılmaz mı daha masum, Rizeli Recep Tayyip Erdoğan mı? Bunun kararını yüce Türk milleti versin.
Mesut Yılmaz'ı
eleştirerek kendi siyasi günahlarını kapatmaya çalışan Recep Tayyip
Erdoğan'ın 2011 yılını beklemeden siyasi hayatını aslında şimdi
sonlandırması, Türkiye'deki siyasi kalite ve ülkenin geleceği açısından
gerçekten önemli bir adım olacaktır.
Türkiye'nin geleceğini düşünmek adına belki de yapabileceği tek doğru hamle bu olacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın bu zihniyeti devam ettiği sürece, gerek ülke, gerekse kendi karakteri çok büyük zararlara uğrayacaktır.
İslamcı sıfatı ile
iktidara gelen, en iyi Müslüman pozlarında gezen Recep Tayyip Erdoğan'ın
yüce İslam dininin ölçülerine uyan bir tane davranışının olmadığını her
geçen gün daha çok anlıyor ve görüyoruz. Her geçen gün maske düştükçe
düşüyor ve Recep Tayyip Erdoğan konuştukça bu süreç hızlanıyor.
Muhalefet partileri,
Recep Tayyip Erdoğan'ın sırf konuşmalarındaki çelişki ve tutarsızlıkları
Türk milletine doğru düzgün aktarırlarsa onun nasıl zararlı bir
siyasetçi ve güven duyulmayacak politikacı olduğunu Türk milleti
görecektir.
nasıl yaparsınız,facebook oyunlarından feragat mı edersiniz,vakit ayırıp mutlaka izlemenizi istiyorum...dünyanın nasıl hasta ruhlu bir zümre tarafından kurgulandığını anlamanıza bir nebze başlangıç olabilir....sikko'dan,makyavelden alıntılar olacaktır bu blogda...baştan söyleyeyim..önyargı oluşmasın...ne kadar kişiye ulaşabilirsek o kadar iyi diye düşünüyorum...
Gaga
törene katılmadığı için bütün yetkiler Perry’e geçmiş durumdaydı ve her
şey ap açık ortada bir ayin düzelenmiş gibi görünüyordu yine bu ayin
öpüşürek birine İlluminati Kralı veya Kraliçeliğini devrettikten sonra
sonl
anır ve daha sonra sahne alan ünlüler
olur ve herkes bir anda kendini kaybedip tabiri caizse koparlar. İşte
öpüşme ayinlerinden görüntüler . VMA 2003 Madonna , Birtney Spears’ı
dudağından öpüyor ‘ http://media.tumblr.com/tumblr_m0idcyxmtz1qh1qlh.gif
‘ yetikler Christinaya geçmiş oluyor. İşte o günden sonra Birtney müzik
piyasasından düşüyor ve Christina iyice ünleniyor. Ve bunun bir tesadüf
olması imkansız gördüğünüz gibi. Geçen yıl kı ödül törenine gelirsek
işin içinde Gaga var . Lady Gaga’nın İlluminati ile arasında ki ilişkiyi
mutlaka herkes bilir işte asıl İlluminati Kraliçesi sahneye çıkıyor
neden mi ? Birtney’in özel ödülünü veriyor ki bunlar tesadüf değil bir
plan. İşte klasik Gaga , Spears’ı övüyor ve ödülünü vermek için
Birtney’i sahneye çağarıyor izleyenler Birtney’in yüzünde ki
tedirginliği fark eder zaten. Birtney sahneye çıkıyor ödülü alıyor bu
sırada Gaga onu öpmeye çalışınca geri çekiliyor ve ‘Bunu daha önce
yapmıştım’ diyor işte gif ‘ http://cdn.buzznet.com/assets/imgx/1/7/4/9/6/2/5/1/orig-17496251.jpg
‘ Lady Gaga ise bunun üzerine ‘ Kızdırılmış bir Gaga görmek istemezsini
dimi ? ‘ diyor . Aslında bu sözün altında yatan kendisi değil örgütün
asıl başkanın sinirlenmesi olacağını belirtiyor Birtney’e ama bir işe
yaramıyor. Daha sonra Birtney’in iyice çöküş dönemine geçtiğini
görüyoruz zaten.Ve bunları öğrendikten sonra az önce söylediğim gibi
Gaga törene katılmadığı için her şey Perry’de . Katy’nin ödülü
bizimkilere vermek için çıkması bir tesadüf olmaz . Zaten eğer izlerken
Zayn’in yüz ifadesine bakarsanız çok gergin . Neden mi ? Çünkü o bir
Müslüman ve bunu yapmışlarsa eğer doğruysa buna karşı çıkmıştır. O
din’inde saygı gösteren birisi çünkü. Tekrar ödül’e dönelim. Ödül’ü
alırken Niall’ın sesinin titremesi , Zayn’in gergin yüz ifadesi ve ödülü
aldıktan sonra Katy’nin Niall ve Harry’i dudağından öpmesi her şeyi
ortaya koyuyor ve bir ayinin daha sonlandığını gösteriyor. Benim
korktuğum şey İlluminati’nin içine girerlerse çıkmak istediklerinde
başlarına Pop’un Kralı Micheal Jackson gibi bir sonlarının olması
Jackson’ın yasaklanan klibi bilmeyeniniz yoktur eminim ki. Klibin
yasaklanmasının sebebi Tek göz’ün önünde söylediği sözler . Klip bu
klibin 1.04. saniyesine dikkatli bakınız. ‘ http://www.youtube.com/watch?v=QNJL6nfu__Q
‘ . TEK GÖZ sembolü içeren bir duvarın önünde şarkının "Beni korkutmaya
çalışıyor, beni öldürmek istiyorlar" dizelerini söyler Micheal Jackson.
Daha sonra yine aynı duvarın önünde ‘ Ama asla beni ele
geçiremeyecekler.’ Diyor. Şarkı sözlerinin bu tek gözün önünde
söylenmesi bir tesadüf olmadığı resmen ortada . Çünkü Micheal , dünyaya
kendini ‘sevgiyle’ bağlamış bir efsane’dir. Küçük kızlara taciz yaptı
gibi vs haberlere maruz kaldı. Hemde orta da hiçbir kanıt olmadan. Çünkü
İlluminati müzik dünyasının elinin altına çektiği gibi medyayı da aynı
şekilde çekmişti. Bu yüzde hiçbir sorgulama olmadan inanıldı bu yüzdende
şöhretinin zedelenmesi göz önüne geldi. Ve aradan çok geçmeden Jackson
nedense öldü(rüldü.) Bunlar bir tesadüf değil hemde hiç biri değil.
Katy’nin Last Friday Night klibinde ki küpeleri üçgen işte buyurun ‘ http://emersonsalon.com/wp-content/uploads/2011/06/katy-perry-last-friday-night-night-2.jpg
‘ Ben burada hiçbir ünlüye hakaret etmiyorum ki ben bir KatyCat’im.
İlluminati olmaları hayatlarında bir değişiklik yapmıyor sadece daha
zengin ve ünlü oluyorlar.Ne olursa olsun ben bir DİRECTİONER ve
KATYCAT’im. Şimdi şunlara bakalım bizimkilerin arkasında ki üçgen şekli ‘
http://c1111.hizliresim.com/r/y/ubt7.jpg
‘
Subliminal Mesajlar
Çizgi film ve reklamlardaki subliminal (bilinçaltı) mesajlar çocuklar
ve gençler için büyük tehlike arz ediyor. Subliminal mesajlarda;
erotizm, masonik işaretler, gizli örgüt propagandaları ya da ürün
beğendirme mesajl
arı yer alıyor.
tekrar inceleyin..
Çocukları ve gençleri hedef alan subliminal (bilinçaltı) mesajlar,
cinsellik ve tüketim düşkünü nesiller yetişmesine neden oluyor.
Subliminal (bilinçaltı) mesajlar konusunda bir çok seminer veren,
yazılar yazan eğitimci-yazar Rabia Gülcan Kardaş, subliminal mesajı,
bilinçaltını hedef alan dolayısıyla bilinçli olarak fark edilemeyen her
türlü içerik ve reklam olarak tanımladı.
Kardaş, kitlelere
üstü kapalı olarak verilen mesajların doğru-yanlış, ahlaklı-ahlaksız
sorgulamalarına takılmadan hedef kitleye ulaştığını söyledi.
Subliminal mesajların uzmanlar tarafından dahi zor fark edildiğini
kaydeden Kardaş, ''Sıradan bir televizyon izleyicisiyseniz bu mesajları
fark etmeniz imkansız derecesinde zor. 'Fark edilmemek', çünkü amaç bu''
dedi. Çizgi film, reklam ve sinema filmlerine subliminal mesaj
yerleştirmenin maliyetinin çok düşük olduğunu aktaran Kardaş,
oyuncaklarda bile bu yöntemin kullanılabildiğine dikkati çekti. Kardaş,
mesajların kodlanma aşamasında insan zihninin zafiyetlerinden
yararlanıldığına vurgu yaparak, şu tespitlerde bulundu:
birde şuna bakın bakalım.. hiç masum görünmüyorlar..
BİLİNÇALTI KAYITSIZ KALAMAZ
''İnsan zihnini kabaca bilinç ve bilinçaltı diye ikiye ayırabiliriz.
Bilinçaltı, zihnimizin mutfağı yahut bir bahçenin toprağının altındaki
kısmı gibidir. Tam anlamıyla oraya ne ekerseniz onu biçersiniz. Zihin
yapımızın bilinçaltı dediğimiz kısmı 2 arketip konusunda çok hassas.
Bunlar; doğum ve ölüm.
Dünyanın neresinde olursa olsun, her
insan için bu kodlar aynıdır. Günlük yaşamda karşılaştığımız her türlü
veri subliminal eşik dediğimiz bir tür süzgeçten geçer. Fakat doğum ve
ölüm temalı gönderimler bilinçaltında VIP gibi karşılanıyor. Subliminal
eşik devre dışı kalıyor. Bilinçaltının insanı hayatta tutmak gibi bir
görevi vardır. Fakat bunu yaparken sorgulamaz.
Doğum demek
cinsellik demek. Dolayısıyla cinsellikle ilgili hemen her şey insan
zihni tarafından daha çekici bulunacaktır. Vermek istediğiniz mesajı
cinsellikle sunarsanız, bilinçaltı o mesaja karşı kayıtsız kalamaz.''
EN BÜYÜK RİSK ÇOCUKLARDA
Kardaş, subliminal mesajların birçok medya aracıyla yayıldığına vurgu
yaparak, risk altındaki en büyük grubun uzun süre televizyon izleyenler
olduğunu belirtti.
''Günde en az 4-5 saat televizyon seyreden,
seyrederken de bilincini kapatan 7'den 70'e hazır bir kitle var. Bu
kitle bilinçaltı göndermeler yaparak insanı etkilemek isteyen birileri
için bulunmaz bir hedef'' diyen Kardaş, mesajların çoğunlukla bilinçaltı
reklamcılık alanında çalışanlar tarafından fark edilebildiğini anlattı.
Klasik metotlarla insanları yönlendirmenin zaman ve kaynak
gerektirdiğini aktaran Kardaş, subliminal mesajların bu işlevi yerine
getiren en önemli yol olduğunu söyledi.
Kardaş, subliminal
mesajların hedefindeki asıl kitlenin çocuklar ve gençler olduğunu
belirterek, 40 yaşındaki bir insanın ahlaki değerlerini ve düşüncelerini
değiştirmenin zorluğuna işaret etti.
Mesajları kodlayanların,
çocukları ''kolay lokma'' olarak gördüğünü söyleyen Kardaş, gelecek
nesillerin büyük tehlike altında olduğunu vurguladı.
CİNSEL ÖĞE VE MASONİK İŞARETLER
Kardaş, mesajların iletilme sürecinin farklı aşamalardan oluştuğunu
belirterek, cinselliğin zaman zaman içerik, zaman zaman da içeriği
aktarmada anahtar rol oynadığını kaydetti.
Subliminal
mesajların reklamlarda sıkça kullanılması konusunda, ''Pazarlamada
meşhur bir deyim vardır, 'Seks sattırır' diye. Cinsel içeriği görünür ya
da ilk anda fark edilmeyen, subliminal olarak reklama
yerleştirdiğinizde kişi, oradaki imaja çok daha kolay inanmış oluyor''
ifadelerini kullanan Kardaş, cinsellik yoluyla kişinin doğrudan etki
alanına göndermeler yapıldığını belirtti. bunu izleyin
Rihanna - Umbrella Çok mu Güzel Bir Şarkı? Videoyu İzledikten Sonra Değerlendirin Derim Kardaş, masonik
sembollerin cinsellik temalı mesajların arkasına saklanarak iletildiğine
dikkati çekerek, ailelere şu tavsiyelerde bulundu:
''Bu konuda
bilinçlenmek, eğitim almak, sorunun ne kadar önemli olduğunun farkına
varmak ilk adım bence. Bu konuda eğitim herkes için mümkün olmayabilir.
Fakat şunu herkes yapabilir; Televizyon izlerken de mümkün mertebe
bilinci açık tutmaya çalışmak.
Bunun için çocuklarla beraber
televizyon seyretmek, o esnada izlenen görüntü üzerinde konuşmak yani
bir farkındalık kazandırmak önemlidir. Bir çizgi sinemada iki yetişkin
erkek karakter tamamen soyunarak denize atlıyorlardı.
Bunu
çocuk tek başına izlerken o davranışı sıradan, normal gibi kaydedebilir
zihnine. Aileyle izliyorsa ailenin o anda kanalı değiştirmesi yahut
sakince açıklamalar yapması önlemlerden biridir.''
Kardaş
ayrıca, subliminal mesajların doğru amaçlarla kullanılabileceğini, fakat
bu meselenin etik bir yanı olduğunu belirtti. Bilinçaltı mesajların iyi
amaçla kullanılmasının da insana müdahale olduğunu ifade eden Kardaş,
özellikle yurt dışından gelen çizgi film ve sinema filmlerinin daha
dikkatli incelenmesi gerektiğini söyledi.
İLK KEZ 1957'DE KULLANILDI
İnsanın sorgulama mekanizmasını aşan subliminal mesajlar, alınması
istenen bilgilerin doğrudan insan zihnine ulaşmasını sağlıyor.
Subliminal mesajların ilk defa 1957'de kullanıldığı biliniyor.
Sinemada 25. kare tekniği olarak kullanılmaya başlanan subliminal
mesajların ilk amacı reklam yoluyla satışları artırmak olsa da bu teknik
daha sonraları ideolojik mesajların aktarılması için sıkça kullanıldı.
Bu konuya ve illuminati,siyonizm,satanizm konularına ayrıntılarıyla devam edicem...Hadi kaçtım ben...
.
TRT EMEKTAR SANATÇISI SEVİM TANÜREK NASIL ÖLDÜ ??
Selamlar.....
Kendisine
medyada rastlamışsınızdır. Ya bir trafik kazasının kahramanı olarak,
ya babasına borç verirken, ya da milyon dolarlık işlere imza atarken…
28
yaşında… Bilkent Üniversitesi’nde okurken, Londra’ya burslu olarak
yollandı ve ekonomi eğitimi yaptı. Askerlik görevini henüz yapmadı…
Tecilli!..
1998 Mayıs’ında bir trafik kazasında TRT İstanbul
Radyosu Sanatçısı Sevim Tanürek’in ölümüne neden oldu. Şişli’de kırmızı
ışıkta durmadı. Kazadan hemen sonra belediye arazözlerinin caddeyi
baştan aşağıya yıkayarak 35 metrelik fren izini tamamen sildikleri,
olayın cezai yönünün azaltılması için Burak’a kazadan sonra üç ay
öncesine tarihli ehliyet verildiği, Sevim Tanürek’in yakınlarının
azarlandığı, tanıkların hepsinin tehdit edilip korkutulduğu iddia
edildi. Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi, Burak için “kusursuzdur”
raporu düzenledi. Ölen Sevim Tanürek 8/8 kusurlu bulundu!. Burak
hapisten
kurtuldu. Kusursuz raporunu veren dairenin Başkanı Eyüp
Bey ise, daha sonra Türkiye Deniz İşletmeleri Genel Müdür
Yardımcılığına atandı. 2001 yılında evlendi. Babası, oğlunun düğününde
takılan 174 adet Cumhuriyet Altını’nı mal varlığındaki artışın nedeni
olarak açıkladı. Ayrıca, babası 2001 yılında verdiği mal beyanında oğlu
Burak’a 220 bin ABD Doları ve 55 bin Alman Markı borcu olduğunu
açıkladı. Üniversiteden yeni mezun, o zaman 22 yaşındaki oğluna…
Babası
Ülker Grubu ürünlerinin dağıtımını yapan şirketteki hisselerini 1.2
trilyon liraya satana kadar, şirket yönetimini Burak sürdürdü. Ve Burak
geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündemdeydi. Gıda sektöründeki
hisseler satılınca, hemen şirketler kurup denizcilik sektörüne girdi.
Yüzde 50 ortağı olduğu MB Denizcilik adlı şirket, 95 metre uzunluğunda
Safran 1 adında bir kuru yük gemisi aldı. Gemiyi satan Hasan Doğan,
satış fiyatının 2 milyon 325 bin dolar olduğunu söyledi. Burak, gemiyi
ortağı ile birlikte 500 bin doları peşin 36 ay taksitle satın aldı. Ayda
72 bin YTL ödeyecekler.
Gemiyi satan Hasan Bey ise, 705
milyon dolara İstanbul’daki İETT Garajı arazisinin sahibi olan Dubai
Şeyhi El Maktum’un küçük ortağı oldu. Ayrıca,
Hasan Bey’in ablası
Remzi Gür ile evli. Remzi Bey, Burak’ı ve kardeşlerini burslu olarak
yurtdışında okutuyor, babasının yakın arkadaşı, tatillerini
onun yazlığında geçiriyorlar.
KATİLL!!!!!
————
PEKİ BU KİM?
Onun adı Levent…
35
yaşında… Gazetelere, televizyonlara hiç çıkmaz. Ücretli bir çalışan.
Aylık maaşından başka bir geliri yok. İş Bankası Fon Yönetimi Bölümü’nde
çalışıyor.
Kolay para kazanmıyor. Risk alıyor, işvereni adına verdiği kararlardan
dolayı stres oluyor, terliyor. Ülkenin en iyi üniversitelerinden
ODTÜ’nün iktisat bölümünden mezun…
Eylül 2004′te kendi
gibi ODTÜ mezunu olan Evren ile evlendi. Çankaya Köşkü’nde sessiz
sedasız, sade bir düğün yapıldı. Ne trafik kilitlendi ne de yabancı
devlet başkanları şahit oldu. Davetliler arasında Köşk’ten bazı
personel ve şoförler de vardı. Takı takma merasimi yapılmadı. Gelinin
gelinliği
Versace gibi yabancı marka değildi, Ankara Olgunlaşma
Enstitüsü’nde dikilmişti. Vergisini milletin ödediği diğer şatafatlı
düğünlerin aksine, babası,
düğün nedeniyle Çankaya Köşkü’nde o
saatlerde tüketilen elektriğin bedelini cebinden ödedi. Nikahı kıyan
Çankaya Belediye Başkanı, çiftten “Laik
Cumhuriyete sadık
evlatlar” yetiştirmelerini diledi. İstanbul’da 1 milyar 200 milyon
liraya ev kiraladılar. Çalışıyorlar. Büyük ihtimalle ev geçindirirken
zorlanıyorlardır. Çünkü, Ocak ayında bir erkek çocukları oldu. Bu
sevindirici olay da sessiz sedasız gerçekleşti, muhabir, kameraman
falan izlemedi.
Levent, arada bir anne-babasını ziyaret
için Ankara’ya geliyor. Koruma istemiyor ve havaalanından taksiye
binerek Çankaya Köşkü’ne ulaşıyor.
Ancak, şatafatlı ana kapı
yerine, köşke ziyaretçilerin alındığı 5 numaralı kapıdan giriyor.
Nizamiyeden yürüyerek konuta çıkarken, her seferinde
Cumhurbaşkanlığı korumalarını şaşırtıyor.
Birinin adı Burak, diğerinin Levent..
BURAK, TAYYIP ERDOGAN’IN
LEVENT ISE, CUMHURBASKANIMIZ SAYIN AHMET NECDET SEZER’IN OGLU…