1 Kasım 2014 Cumartesi

GERÇEK OSMANLI TORUNLARI VE OSMANLI TORUNUYUZ DİYE ÖVÜNEN ÇOMARLARIN AHMAKLIĞI

Popüler tarih okumalarında karşılaştığımız tezviratlardan bir tanesi Osmanoğlu ailesinin adeta birer IŞİD militanı gibi yaşadığı varsayımı. Gerçeklikten tamamen kopmuş bu mitolojik anlatıya göre Osmanlı Padişahları ve aileleri her türlü dünya nimetinden uzak bir şekilde yaşıyor, cinselliğe kata bulaşmıyor, içki içmiyor, seküler yaşam biçimlerinin tümünden alabildiğine kaçıyor. Öyle bir portre çıkıyor ki Osmanlı sülalesi İbn-i Teymiyye'nin itikadına göre selefi gibi yaşarken, birden "Cumhuriyet" diye bir bela geliyor, bütün itikadı yok ediyor, Halife Sultan ve ailesini memleketten kovuyor, başımıza türlü belalar getiriyor. Elbette hiçbir veri ile desteklenmesi mümkün olmayan bu mitolojik tarih okumasının tarihsel bir tarafı yok. İdeolojik bir bakış açısıyla kurgulanmış bu tarih anlatısı "İslam diniyle yönetilen bir Türkiye" talebini Osmanoğlu ailesi örneği üzerinden vererek, kurduğu karşıtlıkla mevcuda karşı bir tutum almaya çalışıyor. Gerçek nedir? Bazı fotoğraflarla göstermeye çalıştık.


1. Sultan Vahdettin'in El Yazısı Notaları

  Sultan Vahdettin de büsbütün dünyadan kopuk, sanattan uzak, kuru bir insan değildi. Bir çok Osmanlı şehzadesi ve padişahı gibi sanatla ilgilendi. Yukarıdaki notalar 1914 tarihli "Vahdedine effendi" olarak imzalı. Merak edenler için, kapak sayfasındaki harflerde "latin alfabesi" kullanılmış ve Fransız dilinde yazılar yazılmış.


2. Sultan Vahdettin'in 3. eşi Müveddet Kadınefendi


Babası Kato Davut bey, Annesi Ayşe Hanım'dır. 24 Nisan 1911 tarihinde Sultan Vahdettin ile evlendi. 1912 yılında Şehzade Mehmed Ertuğrul Efendi'yi doğurmuştur. San Remo'da Vahdettin'e eşlik etti. 1929 yılında Vahdettin'in vefatından sonra İskenderiye'ye yerleşerek burada bir evlilik daha yaptı. 1948 yılında Türkiye'ye döndü. 1950 yılında Çengelköy'de vefat etti. Zarif ve şık bir hanımefendi olarak biliniyordu.


3. Halife Abdülmecid'in "Haremde Goethe" Çalışması

Halife Abdülmecid, Sultan Abdülaziz'in oğludur. Resimle ilgilendi, yabancı dil öğrendi. 1929 yılında "veliaht" olan Abdülmecid, 1910 yılında şehzadeliği sırasında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin fahri başkanlığı görevini de üstlenmiştir. Abdülmecid'in eserleri "duygulu" ve "gerçekçi" olarak tanımlanır. "Haremde Goethe" isimli tablosu 1918 yılında Viyana'da sergilendi.


4. Halife Abdülmecid Kızı Prenses Dürrüşehvar Sultan ve Damadı Prens Nawab Azam Şah İle Birlikte


Fotoğraf 1931 yılında Fransa'da çekildi. Son Halife'nin kızının elbisesini din-i İslam'a  aykırı bulmadığı gözüküyor. Ayrıca kendisinin şıklığı da çağdaş daireye gösterdiği adaptasyonun ipuçlarını veriyor. Yazdığı 35 sayfalık bir makalede Osmanlı Padişahlarını tahlil etmiş, İkinci Bayezid'in içkiye düşkünlüğü yüzünden sefil, İkinci Selim'in "sefih bir sarhoş" olduğunu ifade etmiştir. Abdülmecid Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed'den "Osmanlı Devleti'nin amansız cellâdı" olarak bahsederken,  Dördüncü Murad için ise "geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzet iken içtiği rakının kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl noksanı ve anlayıştan mahrum bir şahsa terkederek dünyadan çekilmişti" demektedir. Üçüncü Ahmed'in sefahat tarafından ele geçirildiğini söyleyen Halife, Sultan Abdülmecid'in "içki müptelalığı yüzünden hayatını kaybettiğini" belirtecektir.


5. Ulviye Sultan ve Kocası İsmail Hakkı bey Göksu Kasrının Bahçesinde Eğleniyorlar


Ulviye Sultan, son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in büyük kızıdır. Fotoğraf 1920 yılında çekildi. Sayın Cumhur reisimiz duymasın, kızlı- erkekli bir eğlence ortamı olduğu gözüküyor.


6. Ömer Faruk Efendi ile Sabiha Sultan İlk Evlatları Neslişah Sultan İle Birlikte


Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid'in oğlu ve Son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in damadıdır. 1919 - 1924 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığını da yapmıştır.  Mekteb-i Sultani'de okudu. Almanya'da Potsdam Askeri Akademisi'ni bitirdi. I. Dünya Savaşı'nda Verdun Cephesi'nde bulundu. 1969 yılında Kahire'de vefat etti. Neslişah Sultan, Hanzade Sultan ve Necla Sultan'ın babasıdır.


7. Sultan Vahdettin'in Kızı Sabiha Sultan


Rukiye Sabiha Sultan son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in kızı, son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi'nin gelinidir. 1894 yılında dünyaya geldi. Genç kızlığı sırasında İran Şahı Ahmet Şah Kaçar ve Çanakkale Savaşı kahramanı Mustafa Kemal Paşa kendisiyle evlenmek için talip oldular. Sabiha Sultan, son halife Halife Abdülmecit Efendi’nin oğlu olan kuzeni Ömer Faruk Efendi ile evlendi ve Neslişah, Hanzade, Necla adında 3 kızları oldu. 1949 yılında Ömer Faruk Efendi'den boşanan Sabiha Sultan, 1971 yılında hayatını kaybetmiştir.


8. Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan


Sürgün yıllarında çekilen bu fotoğrafta Ömer Faruk Efendi, Sabiha Sultan ile birlikte görülüyor.


9. Neslişah Sultan


 1921 doğumlu Neslişah Sultan son Osmanlı Padişahı Vahdettin ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid'in torunudur. Mısır Kral naipliği yapmış Prens Muhammed Abdülmunim ile evlenmiştir. Sürgüne gittiğinde 3 yaşındaydı. Fransa'da eğitim gördü. Fransızca, İngilizce ve Arapça bilmektedir. 1963 yılında Türkiye'ye dönen Neslişah Sultan, 2012 yılında hayatını kaybetti. Kayak, yüzme ve bilhassa binicilikteki mahareti uzun yıllar konuşulmuştur.


10. Hanzade Sultan ve Kızı Prenses Fazile


 1923 yılında doğan Hanzade Sultan, son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin ve son halife Abdülmecit Efendi’nin torunudur. Mısır Hanedanı mensuplarından Mehmet Ali İbrahim ile evlenen Sultan, dünya sosyetesinin en güzel kadınlarından birisi olarak ün yapmıştır. Fotoğrafta kızı Prenses Fazile ile birlikte.


11. Hanedan Üyeleri Fransa'da


 Fotoğraf Nice'in Promenade Anglais kıyı boyunda çekildi. Hanedan üyeleri birlikte olmanın keyfini çıkartıyor.


12. Ali Vasıb Efendi eşleri Mukbile Sultan'la


 


 Ali Vâsıb Osmanoğlu, Osmanlı şehzadesi ve hanedan reisidir. Padişah V. Murad'ın torunu Şehzade Ahmed Nihad Osmanoğlu Efendi'nin oğludur. Annesi Safiru Hanımefendi'dir. Galatasaray Lisesi’nde (Mekteb-i Sultani) ve Harp Okulu’nda (Mekteb-i Askeri) okudu. Saltanatın lağvı ve hanedan üyelerinin 1924’te sürgüne gönderilmesi üzerine ailesiyle birlikte yurtdışına çıktı. 10 yıl kadar Fransa’da yaşadı. 1983 yılında İskenderiye'de vefat etmiştir.


13. Sultan V. Murad ve Sultan II. Abdülhamid'in Torunları Bir Arada

 Fotoğrafta ortada bulunan Ali Vasıb Efendi. Hanedan üyeleri birlikte fotoğraf çektiriyorlar.


14. Sultan Reşad'ın torunlarından Lütfiye Sultan ve Nazım efendi

Osmanlı torunlarının şıklığı ve yakışıklılıkları hakkında uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Çok zor şartlar altında bile tarzları ile köklü bir hanedanın üyesi olduklarını gösteriyorlar.


15. Mihrimah Sultan

 Osmanlı padişahı Sultan Reşad'ın torunu olan Mihrimah Sultan, hanedanın ‘yeşil gözlü prensesi’ olarak tanınırdı. 1923'te babası Şehzade Ziyaeddin Efendi'nin Çamlıca'daki köşkünde doğmuş, bir yaşındayken, hanedanın bütün mensuplarıyla beraber, Türkiye'den sürgüne gönderilmişti. Ailesiyle beraber Lübnan'a, oradan da Mısır'a giden genç prensese, 1940'lı yıllarda soylu bir talip çıktı: O devir Ürdün'ün kralı Abdullah'ın oğlu Prens Naif. Nikáhları Amman'da kıyılan çift, orada yaşamaya devam etti. Kral Abdullah'ın Kudüs'te bir suikastta can vermesinden sonra, Ürdün tahtına büyük oğlu Tallal geçti ve Mihrimah Sultan'ın eşi Prens Naif, kısa bir süre için Ürdün veliahtı oldu, Sultan da Ürdün'ün ‘iki numaralı hanımefendisi’ konumuna geldi. Ancak Kral Tallal'ın ‘akli dengesini kaybettiği’ gerekçesiyle tahttan indirilip, İstanbul'a getirilerek Ortaköy'deki Şifa Yurdu'na kapatılması üzerine Ürdün'de bütün taht dengeleri değişti. Mihrimah Sultan'ın tahta davet edilen eşi Prens Naif, ‘Siyaseti sevmiyorum’ diyerek krallığı reddedince, Tallal'ın küçük oğlu Hüseyin, Ürdün tahtına geçti. Prens Naif ve eşi Mihrimah Sultan ise Amman'da ‘kraliyet ailesinin en kıdemli mensupları’ olarak yaşamaya devam ettiler.


16. Osman Osmanoğlu ve Ailesi

Osman Selahaddin Osmanoğlu, Osmanlı şehzadesidir. Ali Vâsıb Osmanoğlu'nun oğludur. İngiltere’de yaşayan Osmanoğlu, İstanbul’da bir ev aldı. TRT için hazırlanan ’Osmanlı Hanedan Ailesi’ belgeseline danışmanlık yaptılar.


17. Osman Osmanoğlu Kızı Ayşe ve Torunlarıyla

Arkada yer alan portredeki Padişah, "Tanzimatçi" ve "Gazi" olarak bilinen Abdülmecid'dir. 1839'dan 1861'e kadar hükmetti. 3 Kasım 1839'da Osmanlı demokratikleşmesinin ilk adımı olan (Gülhane Hatt-ı Şerif-î) Tanzimât Fermânı’nı yayımladı, 18 Şubat 1856'da (Islâhat Hatt-ı Hümâyûn-u) Islâhat Fermânı’nı ilân etti.


18. Osmanlı Torunları Bodrumda

Yaz aylarını Bodrum Yalıkavak'taki villasında geçiren 3 çocuk 7 torun sahibi Osman Selaheddin Osmanoğlu için kızı Ayşe Gülnev Sutton 2003 yılında bir parti düzenledi. Partiye ailenin Suriye, İngiltere, Mısır ve Ürdün'de yaşayan 19 üyesi katıldı. Kutlama sırasında jandarma, villanın çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı.


19. Son Jenerasyon Osmanlılar

Fotoğrafta yer alanlar, Osman Selahattin Osmanoğlu'nun kızı Ayşe Gülnev Osmanoğlu'nın çocukları, son jenerasyon Osmanlılar. Soldan sağa, Prens Lysander Cengiz, Prenses Tatyana Aliye, Prens Maximillian Ali, Prens Ferdinand Ziya ve Prens Cosmo Tarık. Hepsini sevgiyle selamlıyoruz.


Son Söz


20. yüzyılın başında da, daha öncesinde de Osmanlı Hanedanı anlatıldığı gibi adeta Selefi bir İslam inancıyla yaşayan bir aile hiç olmadı. Son Halife Abdülmecid'in dediği gibi içki içenler olduğu gibi, Osmanlı ailesi içinde sanatın her dalıyla ilgili, tarih ve kültürel zevkleri gelişkin bir çok kişi bulunmaktaydı. Fatih Sultan Mehmet 19 yaşında 4 dil biliyordu. Yunanca, Arapça,  Farsça ve Sırpçayı kusursuz şekilde konuşuyordu. "Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana / Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana" (Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu) dizelerinde ifade ettiği gibi romantik bir gönlü de vardı. Avni mahlasıyla bir çok şiir yazdı. Kanuni "Muhibbi" lakabı ile aşk şiirleri kaleme alırken, Dördüncü Murad'ın lakabı "Muradi" idi. Şah Murad mahlasıyla 15'e yakın saz ve söz bestesi bulunmaktadır. Üçüncü Selim Türk musikisinin en büyük bestekârlarından birisiydi. Ney üfleyip, tambur çalan bir padişahtı. Sultan Abdülaziz ney ve lavta çalardı, son Osmanlı Padişahı Vahdettin piyanistti, Sultan 3. Mehmet kaşık ustasıydı, 2. Abdülhamid kakma ve süsleme sanatıyla ilgiliydi.
Bugün bu niteliklere sahip olmak "monşerlik" diye aşağılanırken, bir çoğu hiçbir komplekse kapılmadan batı dillerini öğrendiler, sanatla ve zanaatin değişik kollarıyla haşır neşir oldular. Sherlock Holmes çevirileri yaptıran 2. Abdülhamid, Fatih Sultan Mehmet'in bir rönesans aydını gibi bir çok eseri bir çok farklı dilde okumasından çok uzak değildir. Hanedanın sürgündeki üyeleri de bu gelenekleri devam ettirmeye çalıştılar. Çelebiliği bırakıp kabadayı, nezaketi bırakıp küfürbaz, zerafeti bırakıp hodbin olmadılar. Basbayağı değersizleşmeye karşı çıkmak için çok sebebimiz var.


Bonus // Vahdettin: Mustafa Kemal Paşa büyük bir Türk askeridir.


Yılmaz Çetiner'in "Son Padişah Vahdettin" kitabında Sultan Vahdettin'in torunu Hümeyra Özbaş'tan nakille ilginç bir hikaye anlatır. Saltanat kaldırılmış, Vahdettin ülkeden sürülmüştür. San Remo'da bir gün, köşkün bahçesinde dayısı Ertuğrul ile beraber oyun oynayan Hümeyra İstanbul'dan hatırladığı bir şarkıyı söylemeye başlar. "Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa, adın yazılacak mücevher taşa.." Şarkıyı duyan kalfası hemen müdahale eder. Gerisini Çetiner şöyle anlatıyor:
"-Hanım Sultanım, dedi, çok yaşa, çok yaşa değil! Kahrolsun Mustafa Kemal Paşa diyeceksin. Yoksa Şah dedeniz kızar!
Hümeyra da aynı şarkıyı bu sefer "Kahrolsun Mustafa Kemal Paşa" diye söylemeye başlayınca... Köşkün içinde telaşla, ağalar çocukların yanına koşuştu ve korkuyla,
- Efendimiz, söyledğiniz bu şarkıya, bu sözlere çok kızdı! Hemen sizi görmek istiyor!..
Hümeyra ile Ertuğrul titrediler.. Ne olmuş ki? Kalfa kadın öğretmiş, o da şarkıyı Şah babasının istediği şekilde söylemişti!
Sultan Vahdettin hiddet içindeydi.
- Kim öğretti sana bu şarkıyı! dedi.
Hümeyra omuzlarını kaldırdı:
- Bilmem İstanbul'da öğrenmiştim...
Vahdettin sesini alçalttı, bu kez,
- Peki başında "Çok yaşa çok yaşa Mustafa Kemal Paşa" derken niçin "Kahrolsun" diye değiştirdin?
- Kalfa kadın böyle söyledi! Yaşa dersen şah deden kızar, kahrolsun dersen memnun olur dedi..
Vahdettin torunu ve oğluna şunları söyledi:
- Mustafa Kemal Paşa büyük bir Türk askeridir.. Ülkemizden düşmanları kovmuştur.. Böyle bir paşaya kahrolsun diyemezsiniz! Bunu size öğreten aptal ve cahil kadınlar.. Bir daha ağzınızdan böyle bir söz duymayayım!"

 

 


 

 

 


 


 

 

 

 

 

20 Ekim 2013 Pazar

Kapitalizm ve Komünizm Paradoksu, Seçeneksizlik

BİR BAŞBAKAN;İKİ ERDOĞAN...

Recep Tayyip Erdoğan “Şu anda benim ülkemde 40 bin kaçak Ermeni var. Niye bunlar bizim ülkemize gelip girdiler. Çünkü Ermenistan'da sıkıntı büyük, sefalet var. Şu anda bizim ülkemizde barınma mücadelesi veriyorlar. Gerekirse geri de göndeririz” şeklindeki konuşmasından daha 1 hafta geçmeden, Düzce İl kongresinde “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Ama aklıselim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman içerisinde zaman zaman biz de düştük ama aklıselim ile düşününce şuralarda ne gibi yanlışlar yaptık ki şöyle bir başımızı iki elimizin arasına aldığımızda hakikaten ne yanlışlar yapmışsınız, diyorsunuz." sözlerini kullanarak kendisi ile nasıl bir tezatta olduğunu göstermiştir.

Başbakan kaş yapma derdinde değil, sürekli göz çıkarma peşindedir.

“Kovarız” diyen de kendisi,”geçmişte kovduk” diyerek Türkiye düşmanlarını harekete geçiren de kendisi…

Her iki konuşmasında da gerek Türkiye’de, gerek dünya kamuoyunda ülkeyi zor duruma düşürmektedir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her konuşması birbirini yalanlamakta, birbirine tezat oluşturmakta, söylediğini ‘söylemedim’, söylemediğini ‘söyledim’ diye geçen bir profille bugüne kadar gelmiştir ve hepsinde de ülkenin temel değerleri yıpratılmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan bir devlet adamı özelliği taşımadığı ve o donanımla şekillenmediği için bu tür davranışlarını sık sık görmemiz gayet doğal olmaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu.” sözü de ülkenin içinde bulunduğu ihanet süreci göz önüne alınırsa en büyük darbe olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek isteyenler, üniter yapımızı bozmak isteyenler atağa geçmişken, bu söz onlar için adeta referans olmuştur.

Türk milletinin tarihi gerçekleri ortada iken ve değişik etnik kökenleri bünyesinde büyük hoşgörü ile barındırırken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bilinçaltına gizlenen hangi düşünceyi dışa vurmaktadır?



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk siyasetinde var olduğu günden bu yana, Türk milletinin milli kimliği, tarihi ve sembolleri ile sürekli kavga halindedir.

Bu artık saklanamaz bir gerçek halindedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da mevcut olan bu ruh hali, AKP iktidarının tüm kadrolarını da sarmış vaziyettedir.

Türk milleti kendi milli reflekslerini kuşanmazsa, bu iktidar ve bu başbakan yüzünden Türkiye’nin başı dertten ve beladan asla kurtulmayacaktır.

Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesinin tartışıldığı şu günlerde, asıl siyasi mayının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin olduğu anlaşılmalıdır.

Kısa zamanda anlaşılmazsa, bu mayın Türkiye’yi havaya uçuracaktır…
 
_________________
sıkmabaşlara inat, buluttan tesettürümdeyim..
önce ve cebren, çarenin zehrine susamış bilge fısıltısı gelir ışıklarla. işte evrensel aklın üzerinde taşıdığı keskin merak lambası yanmıştır..
lamba yanmışsa aydınlıktasındır.
ampul yanmışsa karanlıkta. ;)


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son konuşmalarından bir kez daha anladım ki, o resmen Türk milletinin hafızası ile dalga geçiyor. Her konuşmasında bunu gördüğümüz gibi, sırf AKP'nin Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmalarda da bu tespitimizi fazlası ile bir kez daha ispatlamıştır.
Kızılcahamam kampının kapanış konuşmasını bu manada siyasi bir Stand-up gösterisi olarak değerlendirebiliriz.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi siyasi adımlarından haberi yok gibi, muhalefete yönelik salvolar yapması, bizleri hem eğlendirdi, hem de bu kadar tutarsız bir siyasi anlayışın Türkiye'yi nasıl yönettiğine dair sorgulattı.
Her konuşması tutarsız, çelişkili olan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın geçmişte kullandığı "AB yolu Diyarkabır'dan geçer" sözünü eleştirmesi ve devamında "Bu ülkeye öyle başbakanlar geldi ki 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' dedi. Niye Diyarbakır'dan geçer diyorsun? 'Türkiye'den geçer' de ya. Ayrım ifadesi taşımasın. Sen öyle deyince Hans, Corç doğru Diyarbakır'a gidiyor." demesi karşısında Recep Tayyip Erdoğan'ın kaç tane siyasi kişiliği var diye düşündüm.
Bu sözleri kendi halinde düşündüğümüzde oldukça doğru ve Mesut Yılmaz'ın büyük bir gafleti olarak değerlendirilebilirsiniz.
Ama bu sözlerle Mesut Yılmaz'ı eleştiren Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'nin BOP Projesinde 'Eşbaşkanlık' görevini yapması ve "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır'ı bir merkez yapacağız" (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek) sözünü kullanan biri olması bu eleştirisinin ne kadar yapmacık olduğunu ve adeta suç bastırmak için yaptığını göstermektedir.
Recep Tayyip Erdoğan'ın her işi, her konuşması, her siyasi adımı bu şekildedir. Kendisi en alasını yapar ama siyasi menfaatlerini korumak için bir başkasını eleştirerek kamuoyunda aldattığı insanların desteği ile ayakta kalmaya çalışır.
Mesut Yılmaz'ı AB konusunda söylediği 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' sözlerinden dolayı eleştiren ve ayrımcı olmakla suçlayan Recep Tayyip Erdoğan kendisinin ABD projelerine hizmetkârlığı için acaba ne düşünmektedir?
Düşünmeden inkâr yolunu seçtiği için kendi çelişkisi hakkında tam ne düşündüğünü bilemiyoruz.
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde yayınlanan haritalarda Diyarbakır sözde Kürdistan'ın başkenti olarak görülüyor ve Eşbaşkanımız Tayyip Bey de bu projede 'Diyarbakır'ı merkez yapacağız' diyor. Bu ayrımcılık, bölücülük değil de nedir?
Kaldı ki, ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında "Fas'tan Basra körfezine kadar Ortadoğu'da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde olduğunu vurguladığı" Büyük Ortadoğu Projesi'nin gerçek niyetini resmen açıklanmıştı.
Şimdi Rizeli Mesut Yılmaz mı daha masum, Rizeli Recep Tayyip Erdoğan mı? Bunun kararını yüce Türk milleti versin.
Mesut Yılmaz'ı eleştirerek kendi siyasi günahlarını kapatmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011 yılını beklemeden siyasi hayatını aslında şimdi sonlandırması, Türkiye'deki siyasi kalite ve ülkenin geleceği açısından gerçekten önemli bir adım olacaktır.
Türkiye'nin geleceğini düşünmek adına belki de yapabileceği tek doğru hamle bu olacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın bu zihniyeti devam ettiği sürece, gerek ülke, gerekse kendi karakteri çok büyük zararlara uğrayacaktır.
İslamcı sıfatı ile iktidara gelen, en iyi Müslüman pozlarında gezen Recep Tayyip Erdoğan'ın yüce İslam dininin ölçülerine uyan bir tane davranışının olmadığını her geçen gün daha çok anlıyor ve görüyoruz. Her geçen gün maske düştükçe düşüyor ve Recep Tayyip Erdoğan konuştukça bu süreç hızlanıyor.
Muhalefet partileri, Recep Tayyip Erdoğan'ın sırf konuşmalarındaki çelişki ve tutarsızlıkları Türk milletine doğru düzgün aktarırlarsa onun nasıl zararlı bir siyasetçi ve güven duyulmayacak politikacı olduğunu Türk milleti görecektir.

TÜRKÇE SEPTEMBER CLUES....


nasıl yaparsınız,facebook oyunlarından feragat mı edersiniz,vakit ayırıp mutlaka izlemenizi istiyorum...dünyanın nasıl hasta ruhlu bir zümre tarafından kurgulandığını anlamanıza bir nebze başlangıç olabilir....sikko'dan,makyavelden alıntılar olacaktır bu blogda...baştan söyleyeyim..önyargı oluşmasın...ne kadar kişiye ulaşabilirsek o kadar iyi diye düşünüyorum...

6 Kasım 2012 Salı

MADONNA,GAGA,BRİTNEY,CHIRSTINA,ILLUMINATI...


AMERİKAN İKONLARININ TEKGÖZLE İMTİHANI(!)
Gaga törene katılmadığı için bütün yetkiler Perry’e geçmiş durumdaydı ve her şey ap açık ortada bir ayin düzelenmiş gibi görünüyordu yine bu ayin öpüşürek birine İlluminati Kralı veya Kraliçeliğini devrettikten sonra sonl
anır ve daha sonra sahne alan ünlüler olur ve herkes bir anda kendini kaybedip tabiri caizse koparlar. İşte öpüşme ayinlerinden görüntüler . VMA 2003 Madonna , Birtney Spears’ı dudağından öpüyor ‘ http://media.tumblr.com/tumblr_m0idcyxmtz1qh1qlh.gif
‘ ve bu öpücük yetkilerin Birtney’den alınıp Madonna’ya geçtiğini gösteriyor. Madonna’nında Chirstina ‘ http://25.media.tumblr.com/tumblr_m91s5tT1rb1ql0luzo1_500.gif
‘ yetikler Christinaya geçmiş oluyor. İşte o günden sonra Birtney müzik piyasasından düşüyor ve Christina iyice ünleniyor. Ve bunun bir tesadüf olması imkansız gördüğünüz gibi. Geçen yıl kı ödül törenine gelirsek işin içinde Gaga var . Lady Gaga’nın İlluminati ile arasında ki ilişkiyi mutlaka herkes bilir işte asıl İlluminati Kraliçesi sahneye çıkıyor neden mi ? Birtney’in özel ödülünü veriyor ki bunlar tesadüf değil bir plan. İşte klasik Gaga , Spears’ı övüyor ve ödülünü vermek için Birtney’i sahneye çağarıyor izleyenler Birtney’in yüzünde ki tedirginliği fark eder zaten. Birtney sahneye çıkıyor ödülü alıyor bu sırada Gaga onu öpmeye çalışınca geri çekiliyor ve ‘Bunu daha önce yapmıştım’ diyor işte gif ‘ http://cdn.buzznet.com/assets/imgx/1/7/4/9/6/2/5/1/orig-17496251.jpg
‘ Lady Gaga ise bunun üzerine ‘ Kızdırılmış bir Gaga görmek istemezsini dimi ? ‘ diyor . Aslında bu sözün altında yatan kendisi değil örgütün asıl başkanın sinirlenmesi olacağını belirtiyor Birtney’e ama bir işe yaramıyor. Daha sonra Birtney’in iyice çöküş dönemine geçtiğini görüyoruz zaten.Ve bunları öğrendikten sonra az önce söylediğim gibi Gaga törene katılmadığı için her şey Perry’de . Katy’nin ödülü bizimkilere vermek için çıkması bir tesadüf olmaz . Zaten eğer izlerken Zayn’in yüz ifadesine bakarsanız çok gergin . Neden mi ? Çünkü o bir Müslüman ve bunu yapmışlarsa eğer doğruysa buna karşı çıkmıştır. O din’inde saygı gösteren birisi çünkü. Tekrar ödül’e dönelim. Ödül’ü alırken Niall’ın sesinin titremesi , Zayn’in gergin yüz ifadesi ve ödülü aldıktan sonra Katy’nin Niall ve Harry’i dudağından öpmesi her şeyi ortaya koyuyor ve bir ayinin daha sonlandığını gösteriyor. Benim korktuğum şey İlluminati’nin içine girerlerse çıkmak istediklerinde başlarına Pop’un Kralı Micheal Jackson gibi bir sonlarının olması Jackson’ın yasaklanan klibi bilmeyeniniz yoktur eminim ki. Klibin yasaklanmasının sebebi Tek göz’ün önünde söylediği sözler . Klip bu klibin 1.04. saniyesine dikkatli bakınız. ‘ http://www.youtube.com/watch?v=QNJL6nfu__Q
‘ . TEK GÖZ sembolü içeren bir duvarın önünde şarkının "Beni korkutmaya çalışıyor, beni öldürmek istiyorlar" dizelerini söyler Micheal Jackson. Daha sonra yine aynı duvarın önünde ‘ Ama asla beni ele geçiremeyecekler.’ Diyor. Şarkı sözlerinin bu tek gözün önünde söylenmesi bir tesadüf olmadığı resmen ortada . Çünkü Micheal , dünyaya kendini ‘sevgiyle’ bağlamış bir efsane’dir. Küçük kızlara taciz yaptı gibi vs haberlere maruz kaldı. Hemde orta da hiçbir kanıt olmadan. Çünkü İlluminati müzik dünyasının elinin altına çektiği gibi medyayı da aynı şekilde çekmişti. Bu yüzde hiçbir sorgulama olmadan inanıldı bu yüzdende şöhretinin zedelenmesi göz önüne geldi. Ve aradan çok geçmeden Jackson nedense öldü(rüldü.) Bunlar bir tesadüf değil hemde hiç biri değil. Katy’nin Last Friday Night klibinde ki küpeleri üçgen işte buyurun ‘ http://emersonsalon.com/wp-content/uploads/2011/06/katy-perry-last-friday-night-night-2.jpg
‘ Ben burada hiçbir ünlüye hakaret etmiyorum ki ben bir KatyCat’im. İlluminati olmaları hayatlarında bir değişiklik yapmıyor sadece daha zengin ve ünlü oluyorlar.Ne olursa olsun ben bir DİRECTİONER ve KATYCAT’im. Şimdi şunlara bakalım bizimkilerin arkasında ki üçgen şekli ‘ http://c1111.hizliresim.com/r/y/ubt7.jpg

Subliminal Mesajlar


Çizgi film ve reklamlardaki subliminal (bilinçaltı) mesajlar çocuklar ve gençler için büyük tehlike arz ediyor. Subliminal mesajlarda; erotizm, masonik işaretler, gizli örgüt propagandaları ya da ürün beğendirme mesajl
arı yer alıyor.
tekrar inceleyin..
Çocukları ve gençleri hedef alan subliminal (bilinçaltı) mesajlar, cinsellik ve tüketim düşkünü nesiller yetişmesine neden oluyor.

Subliminal (bilinçaltı) mesajlar konusunda bir çok seminer veren, yazılar yazan eğitimci-yazar Rabia Gülcan Kardaş, subliminal mesajı, bilinçaltını hedef alan dolayısıyla bilinçli olarak fark edilemeyen her türlü içerik ve reklam olarak tanımladı.

Kardaş, kitlelere üstü kapalı olarak verilen mesajların doğru-yanlış, ahlaklı-ahlaksız sorgulamalarına takılmadan hedef kitleye ulaştığını söyledi.

Subliminal mesajların uzmanlar tarafından dahi zor fark edildiğini kaydeden Kardaş, ''Sıradan bir televizyon izleyicisiyseniz bu mesajları fark etmeniz imkansız derecesinde zor. 'Fark edilmemek', çünkü amaç bu'' dedi. Çizgi film, reklam ve sinema filmlerine subliminal mesaj yerleştirmenin maliyetinin çok düşük olduğunu aktaran Kardaş, oyuncaklarda bile bu yöntemin kullanılabildiğine dikkati çekti. Kardaş, mesajların kodlanma aşamasında insan zihninin zafiyetlerinden yararlanıldığına vurgu yaparak, şu tespitlerde bulundu:


birde şuna bakın bakalım.. hiç masum görünmüyorlar..
BİLİNÇALTI KAYITSIZ KALAMAZ

''İnsan zihnini kabaca bilinç ve bilinçaltı diye ikiye ayırabiliriz. Bilinçaltı, zihnimizin mutfağı yahut bir bahçenin toprağının altındaki kısmı gibidir. Tam anlamıyla oraya ne ekerseniz onu biçersiniz. Zihin yapımızın bilinçaltı dediğimiz kısmı 2 arketip konusunda çok hassas. Bunlar; doğum ve ölüm.

Dünyanın neresinde olursa olsun, her insan için bu kodlar aynıdır. Günlük yaşamda karşılaştığımız her türlü veri subliminal eşik dediğimiz bir tür süzgeçten geçer. Fakat doğum ve ölüm temalı gönderimler bilinçaltında VIP gibi karşılanıyor. Subliminal eşik devre dışı kalıyor. Bilinçaltının insanı hayatta tutmak gibi bir görevi vardır. Fakat bunu yaparken sorgulamaz.

Doğum demek cinsellik demek. Dolayısıyla cinsellikle ilgili hemen her şey insan zihni tarafından daha çekici bulunacaktır. Vermek istediğiniz mesajı cinsellikle sunarsanız, bilinçaltı o mesaja karşı kayıtsız kalamaz.''

EN BÜYÜK RİSK ÇOCUKLARDA

Kardaş, subliminal mesajların birçok medya aracıyla yayıldığına vurgu yaparak, risk altındaki en büyük grubun uzun süre televizyon izleyenler olduğunu belirtti.

''Günde en az 4-5 saat televizyon seyreden, seyrederken de bilincini kapatan 7'den 70'e hazır bir kitle var. Bu kitle bilinçaltı göndermeler yaparak insanı etkilemek isteyen birileri için bulunmaz bir hedef'' diyen Kardaş, mesajların çoğunlukla bilinçaltı reklamcılık alanında çalışanlar tarafından fark edilebildiğini anlattı.

Klasik metotlarla insanları yönlendirmenin zaman ve kaynak gerektirdiğini aktaran Kardaş, subliminal mesajların bu işlevi yerine getiren en önemli yol olduğunu söyledi.

Kardaş, subliminal mesajların hedefindeki asıl kitlenin çocuklar ve gençler olduğunu belirterek, 40 yaşındaki bir insanın ahlaki değerlerini ve düşüncelerini değiştirmenin zorluğuna işaret etti.

Mesajları kodlayanların, çocukları ''kolay lokma'' olarak gördüğünü söyleyen Kardaş, gelecek nesillerin büyük tehlike altında olduğunu vurguladı.

CİNSEL ÖĞE VE MASONİK İŞARETLER

Kardaş, mesajların iletilme sürecinin farklı aşamalardan oluştuğunu belirterek, cinselliğin zaman zaman içerik, zaman zaman da içeriği aktarmada anahtar rol oynadığını kaydetti.
Fotoğraf: Ne olduğunu fark ettiniz heralde? Hemen hemen bütün çizgifilmler de bu öğeler var. Ben bunun nasıl yapıldığınu öğrendim. Çizerler önce sadece 'öğe' nin resmini çiziyorlar daha sonra onu atıyorum micky mouse'a tamamlıyorlar. Yani burda asıl amaç istekileri şeyi göstermek. The Arrivals serisinde bundan bahsediyor.
   
  resımde baska msjlarda var.. bıraz dıkkat yeterlı..
Subliminal mesajların reklamlarda sıkça kullanılması konusunda, ''Pazarlamada meşhur bir deyim vardır, 'Seks sattırır' diye. Cinsel içeriği görünür ya da ilk anda fark edilmeyen, subliminal olarak reklama yerleştirdiğinizde kişi, oradaki imaja çok daha kolay inanmış oluyor'' ifadelerini kullanan Kardaş, cinsellik yoluyla kişinin doğrudan etki alanına göndermeler yapıldığını belirtti.
bunu izleyin 
       Rihanna - Umbrella Çok mu Güzel Bir Şarkı? Videoyu İzledikten Sonra Değerlendirin Derim
Kardaş, masonik sembollerin cinsellik temalı mesajların arkasına saklanarak iletildiğine dikkati çekerek, ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

''Bu konuda bilinçlenmek, eğitim almak, sorunun ne kadar önemli olduğunun farkına varmak ilk adım bence. Bu konuda eğitim herkes için mümkün olmayabilir. Fakat şunu herkes yapabilir; Televizyon izlerken de mümkün mertebe bilinci açık tutmaya çalışmak.

Bunun için çocuklarla beraber televizyon seyretmek, o esnada izlenen görüntü üzerinde konuşmak yani bir farkındalık kazandırmak önemlidir. Bir çizgi sinemada iki yetişkin erkek karakter tamamen soyunarak denize atlıyorlardı.

Bunu çocuk tek başına izlerken o davranışı sıradan, normal gibi kaydedebilir zihnine. Aileyle izliyorsa ailenin o anda kanalı değiştirmesi yahut sakince açıklamalar yapması önlemlerden biridir.''

Kardaş ayrıca, subliminal mesajların doğru amaçlarla kullanılabileceğini, fakat bu meselenin etik bir yanı olduğunu belirtti. Bilinçaltı mesajların iyi amaçla kullanılmasının da insana müdahale olduğunu ifade eden Kardaş, özellikle yurt dışından gelen çizgi film ve sinema filmlerinin daha dikkatli incelenmesi gerektiğini söyledi.

İLK KEZ 1957'DE KULLANILDI

İnsanın sorgulama mekanizmasını aşan subliminal mesajlar, alınması istenen bilgilerin doğrudan insan zihnine ulaşmasını sağlıyor. Subliminal mesajların ilk defa 1957'de kullanıldığı biliniyor.

Sinemada 25. kare tekniği olarak kullanılmaya başlanan subliminal mesajların ilk amacı reklam yoluyla satışları artırmak olsa da bu teknik daha sonraları ideolojik mesajların aktarılması için sıkça kullanıldı.
Fotoğraf: Subliminal Mesajlar


Çizgi film ve reklamlardaki subliminal (bilinçaltı) mesajlar çocuklar ve gençler için büyük tehlike arz ediyor. Subliminal mesajlarda; erotizm, masonik işaretler, gizli örgüt propagandaları ya da ürün beğendirme mesajları yer alıyor.

Çocukları ve gençleri hedef alan subliminal (bilinçaltı) mesajlar, cinsellik ve tüketim düşkünü nesiller yetişmesine neden oluyor.

Subliminal (bilinçaltı) mesajlar konusunda bir çok seminer veren, yazılar yazan eğitimci-yazar Rabia Gülcan Kardaş, subliminal mesajı, bilinçaltını hedef alan dolayısıyla bilinçli olarak fark edilemeyen her türlü içerik ve reklam olarak tanımladı. 

Kardaş, kitlelere üstü kapalı olarak verilen mesajların doğru-yanlış, ahlaklı-ahlaksız sorgulamalarına takılmadan hedef kitleye ulaştığını söyledi.

Subliminal mesajların uzmanlar tarafından dahi zor fark edildiğini kaydeden Kardaş, ''Sıradan bir televizyon izleyicisiyseniz bu mesajları fark etmeniz imkansız derecesinde zor. 'Fark edilmemek', çünkü amaç bu'' dedi. Çizgi film, reklam ve sinema filmlerine subliminal mesaj yerleştirmenin maliyetinin çok düşük olduğunu aktaran Kardaş, oyuncaklarda bile bu yöntemin kullanılabildiğine dikkati çekti. Kardaş, mesajların kodlanma aşamasında insan zihninin zafiyetlerinden yararlanıldığına vurgu yaparak, şu tespitlerde bulundu:

BİLİNÇALTI KAYITSIZ KALAMAZ

''İnsan zihnini kabaca bilinç ve bilinçaltı diye ikiye ayırabiliriz. Bilinçaltı, zihnimizin mutfağı yahut bir bahçenin toprağının altındaki kısmı gibidir. Tam anlamıyla oraya ne ekerseniz onu biçersiniz. Zihin yapımızın bilinçaltı dediğimiz kısmı 2 arketip konusunda çok hassas. Bunlar; doğum ve ölüm. 

Dünyanın neresinde olursa olsun, her insan için bu kodlar aynıdır. Günlük yaşamda karşılaştığımız her türlü veri subliminal eşik dediğimiz bir tür süzgeçten geçer. Fakat doğum ve ölüm temalı gönderimler bilinçaltında VIP gibi karşılanıyor. Subliminal eşik devre dışı kalıyor. Bilinçaltının insanı hayatta tutmak gibi bir görevi vardır. Fakat bunu yaparken sorgulamaz. 

Doğum demek cinsellik demek. Dolayısıyla cinsellikle ilgili hemen her şey insan zihni tarafından daha çekici bulunacaktır. Vermek istediğiniz mesajı cinsellikle sunarsanız, bilinçaltı o mesaja karşı kayıtsız kalamaz.''

EN BÜYÜK RİSK ÇOCUKLARDA

Kardaş, subliminal mesajların birçok medya aracıyla yayıldığına vurgu yaparak, risk altındaki en büyük grubun uzun süre televizyon izleyenler olduğunu belirtti.

''Günde en az 4-5 saat televizyon seyreden, seyrederken de bilincini kapatan 7'den 70'e hazır bir kitle var. Bu kitle bilinçaltı göndermeler yaparak insanı etkilemek isteyen birileri için bulunmaz bir hedef'' diyen Kardaş, mesajların çoğunlukla bilinçaltı reklamcılık alanında çalışanlar tarafından fark edilebildiğini anlattı.

Klasik metotlarla insanları yönlendirmenin zaman ve kaynak gerektirdiğini aktaran Kardaş, subliminal mesajların bu işlevi yerine getiren en önemli yol olduğunu söyledi.

Kardaş, subliminal mesajların hedefindeki asıl kitlenin çocuklar ve gençler olduğunu belirterek, 40 yaşındaki bir insanın ahlaki değerlerini ve düşüncelerini değiştirmenin zorluğuna işaret etti.

Mesajları kodlayanların, çocukları ''kolay lokma'' olarak gördüğünü söyleyen Kardaş, gelecek nesillerin büyük tehlike altında olduğunu vurguladı.

CİNSEL ÖĞE VE MASONİK İŞARETLER

Kardaş, mesajların iletilme sürecinin farklı aşamalardan oluştuğunu belirterek, cinselliğin zaman zaman içerik, zaman zaman da içeriği aktarmada anahtar rol oynadığını kaydetti.

Subliminal mesajların reklamlarda sıkça kullanılması konusunda, ''Pazarlamada meşhur bir deyim vardır, 'Seks sattırır' diye. Cinsel içeriği görünür ya da ilk anda fark edilmeyen, subliminal olarak reklama yerleştirdiğinizde kişi, oradaki imaja çok daha kolay inanmış oluyor'' ifadelerini kullanan Kardaş, cinsellik yoluyla kişinin doğrudan etki alanına göndermeler yapıldığını belirtti.

Kardaş, masonik sembollerin cinsellik temalı mesajların arkasına saklanarak iletildiğine dikkati çekerek, ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

''Bu konuda bilinçlenmek, eğitim almak, sorunun ne kadar önemli olduğunun farkına varmak ilk adım bence. Bu konuda eğitim herkes için mümkün olmayabilir. Fakat şunu herkes yapabilir; Televizyon izlerken de mümkün mertebe bilinci açık tutmaya çalışmak. 

Bunun için çocuklarla beraber televizyon seyretmek, o esnada izlenen görüntü üzerinde konuşmak yani bir farkındalık kazandırmak önemlidir. Bir çizgi sinemada iki yetişkin erkek karakter tamamen soyunarak denize atlıyorlardı. 

Bunu çocuk tek başına izlerken o davranışı sıradan, normal gibi kaydedebilir zihnine. Aileyle izliyorsa ailenin o anda kanalı değiştirmesi yahut sakince açıklamalar yapması önlemlerden biridir.''

Kardaş ayrıca, subliminal mesajların doğru amaçlarla kullanılabileceğini, fakat bu meselenin etik bir yanı olduğunu belirtti. Bilinçaltı mesajların iyi amaçla kullanılmasının da insana müdahale olduğunu ifade eden Kardaş, özellikle yurt dışından gelen çizgi film ve sinema filmlerinin daha dikkatli incelenmesi gerektiğini söyledi.

İLK KEZ 1957'DE KULLANILDI

İnsanın sorgulama mekanizmasını aşan subliminal mesajlar, alınması istenen bilgilerin doğrudan insan zihnine ulaşmasını sağlıyor. Subliminal mesajların ilk defa 1957'de kullanıldığı biliniyor. 

Sinemada 25. kare tekniği olarak kullanılmaya başlanan subliminal mesajların ilk amacı reklam yoluyla satışları artırmak olsa da bu teknik daha sonraları ideolojik mesajların aktarılması için sıkça kullanıldı. 
       Bu konuya ve illuminati,siyonizm,satanizm konularına ayrıntılarıyla devam edicem...Hadi kaçtım ben...

SEVİM TANÜREK NASIL ÖLDÜ?

.
TRT EMEKTAR SANATÇISI SEVİM TANÜREK NASIL ÖLDÜ ??
Selamlar.....

Kendisine medyada rastlamışsınızdır. Ya bir trafik kazasının kahramanı olarak, ya babasına borç verirken, ya da milyon dolarlık işlere imza atarken…
28 yaşında… Bilkent Üniversitesi’nde okurken, Londra’ya burslu olarak yollandı ve ekonomi eğitimi yaptı. Askerlik görevini henüz yapmadı… Tecilli!..
1998 Mayıs’ında bir trafik kazasında TRT İstanbul Radyosu Sanatçısı Sevim Tanürek’in ölümüne neden oldu. Şişli’de kırmızı ışıkta durmadı. Kazadan hemen sonra belediye arazözlerinin caddeyi baştan aşağıya yıkayarak 35 metrelik fren izini tamamen sildikleri, olayın cezai yönünün azaltılması için Burak’a kazadan sonra üç ay öncesine tarihli ehliyet verildiği, Sevim Tanürek’in yakınlarının azarlandığı, tanıkların hepsinin tehdit edilip korkutulduğu iddia edildi. Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi, Burak için “kusursuzdur” raporu düzenledi. Ölen Sevim Tanürek 8/8 kusurlu bulundu!. Burak hapisten
kurtuldu. Kusursuz raporunu veren dairenin Başkanı Eyüp Bey ise, daha sonra Türkiye Deniz İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığına atandı. 2001 yılında evlendi. Babası, oğlunun düğününde takılan 174 adet Cumhuriyet Altını’nı mal varlığındaki artışın nedeni olarak açıkladı. Ayrıca, babası 2001 yılında verdiği mal beyanında oğlu Burak’a 220 bin ABD Doları ve 55 bin Alman Markı borcu olduğunu açıkladı. Üniversiteden yeni mezun, o zaman 22 yaşındaki oğluna…

Babası Ülker Grubu ürünlerinin dağıtımını yapan şirketteki hisselerini 1.2 trilyon liraya satana kadar, şirket yönetimini Burak sürdürdü. Ve Burak geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündemdeydi. Gıda sektöründeki hisseler satılınca, hemen şirketler kurup denizcilik sektörüne girdi. Yüzde 50 ortağı olduğu MB Denizcilik adlı şirket, 95 metre uzunluğunda Safran 1 adında bir kuru yük gemisi aldı. Gemiyi satan Hasan Doğan, satış fiyatının 2 milyon 325 bin dolar olduğunu söyledi. Burak, gemiyi ortağı ile birlikte 500 bin doları peşin 36 ay taksitle satın aldı. Ayda 72 bin YTL ödeyecekler.

Gemiyi satan Hasan Bey ise, 705 milyon dolara İstanbul’daki İETT Garajı arazisinin sahibi olan Dubai Şeyhi El Maktum’un küçük ortağı oldu. Ayrıca,
Hasan Bey’in ablası Remzi Gür ile evli. Remzi Bey, Burak’ı ve kardeşlerini burslu olarak yurtdışında okutuyor, babasının yakın arkadaşı, tatillerini
onun yazlığında geçiriyorlar.


KATİLL!!!!!
————

PEKİ BU KİM?

Onun adı Levent…
35 yaşında… Gazetelere, televizyonlara hiç çıkmaz. Ücretli bir çalışan. Aylık maaşından başka bir geliri yok. İş Bankası Fon Yönetimi Bölümü’nde
çalışıyor. Kolay para kazanmıyor. Risk alıyor, işvereni adına verdiği kararlardan dolayı stres oluyor, terliyor. Ülkenin en iyi üniversitelerinden ODTÜ’nün iktisat bölümünden mezun…

Eylül 2004′te kendi gibi ODTÜ mezunu olan Evren ile evlendi. Çankaya Köşkü’nde sessiz sedasız, sade bir düğün yapıldı. Ne trafik kilitlendi ne de yabancı devlet başkanları şahit oldu. Davetliler arasında Köşk’ten bazı personel ve şoförler de vardı. Takı takma merasimi yapılmadı. Gelinin gelinliği
Versace gibi yabancı marka değildi, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde dikilmişti. Vergisini milletin ödediği diğer şatafatlı düğünlerin aksine, babası,
düğün nedeniyle Çankaya Köşkü’nde o saatlerde tüketilen elektriğin bedelini cebinden ödedi. Nikahı kıyan Çankaya Belediye Başkanı, çiftten “Laik
Cumhuriyete sadık evlatlar” yetiştirmelerini diledi. İstanbul’da 1 milyar 200 milyon liraya ev kiraladılar. Çalışıyorlar. Büyük ihtimalle ev geçindirirken zorlanıyorlardır. Çünkü, Ocak ayında bir erkek çocukları oldu. Bu sevindirici olay da sessiz sedasız gerçekleşti, muhabir, kameraman falan izlemedi.

Levent, arada bir anne-babasını ziyaret için Ankara’ya geliyor. Koruma istemiyor ve havaalanından taksiye binerek Çankaya Köşkü’ne ulaşıyor.
Ancak, şatafatlı ana kapı yerine, köşke ziyaretçilerin alındığı 5 numaralı kapıdan giriyor. Nizamiyeden yürüyerek konuta çıkarken, her seferinde
Cumhurbaşkanlığı korumalarını şaşırtıyor.


Birinin adı Burak, diğerinin Levent..

BURAK, TAYYIP ERDOGAN’IN
LEVENT ISE, CUMHURBASKANIMIZ SAYIN AHMET NECDET SEZER’IN OGLU…